Sosyal Medya

mart/2019
/bülten

  • Oita Bölge Kütüphanesi; fotoğraf: Flickr, kentamabuchi, CC BY-SA 2.0
  • Cluster in the Air; fotoğraf: Yukio Futagawa
  • Nara Centennial Hall; fotoğraf: Hisao Suzuki
  • Kitakyushu Kent Kütüphanesi; fotoğraf: Yasuhiro Ishimoto
HABER

Arata Isozaki

Pritzker Ödüllü mimar Arata Isozaki, II. Dünya Savaşı etkisiyle şekillen mimarlık görüşüyle projelerinde değişim ve yenilik arayışıyını ortaya koyuyor.

1931 yılında Japonya’nın Kyushu Adası’ndaki Oita’da dünyaya gelen Isozaki’nin mimarlığı, dünyanın tanıklık ettiği önemli olaylarla şekilleniyor. Hiroşima’ya atılan atom bombası tüm şehrini yerle bir ettiğinde henüz 14 yaşında olan Isozaki mimarlıkla kurduğu ilk teması, “Dünyayı anlamaya başladığım dönemde memleketim yanıp kül oldu. Karşı kıyıya, Hiroşima’ya atom bombası atıldı ve ben ‘yer sıfır noktası’nda yetiştim. Mimari yoktu, bina yoktu, şehir bile yoktu. Böylece ilk mimarlık deneyimim de boşluk oldu; insanların evlerini ve şehirlerini nasıl yeniden inşa edilebilecekleri üzerine düşünmeye başladım” sözleriyle anlatıyor.

Bu anlayışla Tokyo Üniversitesi’den 1954 yılında mezun olan ve doktora derecesinin ardından Kenzo Tange’nin ofisinde mimarlık kariyerine adım atan ve ardından 1963’te kendi ofisini kuran Isozaki, bu dönemde Japonya’nın geçirdiği büyük değişimi de yakalamıştı. II. Dünya Savaşı ve işgalin ardından toplumsal belirsizlikler hala sürerken sorunların çözümüne yönelik en uygun yolu bulmak için, tek bir mimari stile yoğunlaşmadan hareket etmesi gerektiğini belirten mimar, “Değişim sabit değer haline gelmişti, paradoksal olarak bu benim tarzım da oldu” diyor.

Dünyanın çeşitli yerlerinde yüzün üzerinde inşa edilmiş projesi bulunan mimar ilk projelerini de Oita’da gerçekleştirmiş. Müellifi olduğu ilk proje Oita Bölge Kütüphanesi (1962-1966)’nin yanı sıra o dönemde Japonya’da ortaya çıkan Metabolist Hareket’i izleyen Isozaki kent planlarıyla da mimarlık ve kent teorisine de önemli katkılar sundu. Tokyo’nun Shinjuku bölgesi için geliştirdiği fütürist kentsel planı Clusters in the Air (1962), bunun örneklerinden birini oluşturuyor.

Bu yıl Pritzker Ödülü’nün de sahibi olan Arata Isozaki, çağdaş mimarlığın en etkili isimlerinden biri olarak kabul görüyor. Jüri, mimar ile ilgili olarak, “Değişimden ve yeni fikirleri denemekten korkmayan bir anlayışa sahip. Mimarisi, yalnızca mimarlığa değil aynı zamanda felsefi, tarihi, teorik ve kültürel anlamda da derin bir anlayışa dayanıyor. Doğu ve Batı'yı taklit veya çarpışma ile değil, yeni yollar sahneleyerek bir araya getirdi” şeklindeki değerlendirmesini sundu.