Sosyal Medya

nisan/2018
/bülten

SÖYLEŞİ

Çağdaş Yönelimler

Fabric.a kurucuları Elif Güngör ve Selçuk Kişmir ile genç mimarların iş yapma kanallarını açabilecek fırsatlar ve tasarım süreçlerine dahil ettikleri dijital üretim senaryoları üzerine konuştuk.

Deniz Çınar: Ofisin kurulma hikayesinden bahsedebilir misiniz? Öncesinde neler yapıyordunuz, nasıl bir süreç doğrultusunda ofis açmaya karar verdiniz?

Elif Güngör: İkimiz de Institute for Advanced Architecture of Catalonia’dan mezunuz ve orada tanıştık. Döndüğümüzde farklı ofislerde çeşitli ölçeklerdeki projelerde çalıştık, deneyim kazandık. Zaten aklımızın köşesinde bir ofis kurma fikri hep vardı, sonra öyle bir döneme girdik ki ikimiz de “tamam şu an yapabiliriz” diye düşündük. Ardından da çeşitli fırsatlar çıktı karşımıza. Emekleme dönemi tabi ki var her ofiste olduğu gibi ama bir şekilde daha organize bir sürece evrilebildik.

Selçuk Kişmir: fabric.a ile yeni bir döneme başlayacağımız evrede Antalya Mimarlık Bienali denk geldi. Bienal için bir iş ürettik, sonra da bir iki yarışma işi yapıp birlikte, nasıl süreçler geçiriyoruz diye denemiş olduk. Bu süreç istediğimiz gibi ilerleyince devam edelim dedik. Şimdi biraz daha organize olduğumuz, emekleme döneminden profesyonelliğe geçiş yaptığımız bir dönem bizim için. Bu arada dijital mimarlık, konusunda ders vermek gibi fikirler vardı aklımızda. Çünkü yaptığımız yüksek lisansın da ana fikri, etrafında dolaştığı konu oydu. Buna piyasada çok fazla fırsat bulamıyorsunuz, en azından akademide böyle bir egzersiz olsun; peşini bırakmayalım istedik. Kültür Üniversitesi’nde de aynı dönem ders vermeye başladık.

Deniz Çınar: Ben de o konuya değinecektim. İkiniz de dijital tasarım, dijital üretim üzerine bir eğitim aldınız, üretim yaptınız. Bu ofisi kurarken neler düşündünüz? Ofisinizin mimari yaklaşımı nasıl olacak diye planladınız?

Elif Güngör: Dijital mimariyi mümkün olduğunca çalışmalarımızda kullanmaya çalışıyoruz ama hiçbir bir projeye bunu yapmalıyız diye de başlamıyoruz. İşvereni de anlamaya çalışıyoruz; beklentileri nedir, yaklaşımları nedir, ne tip ölçeklerde çalışabiliriz gibi. Normal mimari süreç nasıl işlerse öyle işliyor bizim için de çalışma süreci. Fakat sonra bir araç olarak tabi ki faydalanıyoruz o kanaldan. Çünkü o bizim için bir artı değer: Bildiğimiz ve sevdiğimiz bir şey.

Deniz Çınar: Fırsat buldunuz mu uygulama konusunda?

Selçuk Kişmir: Ofis olmaya karar verdiğimizde emin olduğumuz şey “çağdaş bir mimarlık yapmak istiyoruz”du. Hangi çağda mimarlık yaptığımızı unutmadan, piyasadaki malzemeleri, fikirleri, trendleri vs. takip etmek önemliydi. Bütün işlerimizde piyasadaki imkanları nasıl farklı şekilde değerlendirebiliriz ya da var olan teknolojileri tasarım aşamasından üretim aşamasına nasıl elverişli bir biçimde kullanırız diye düşünüyoruz. Çünkü Türkiye’de dijital üretim araçları ile üretim yapabilmek için altyapı bir şekilde kurulu aslında. Ancak birçok üreticinin ve uygulayıcının bunlarla ilgili çeşitli korkuları var. Biz kendimizi şöyle motive ediyoruz: Evet, biz buradaki ekiplerle bunları yapabiliriz, gerektiğinde biraz daha fazla mesai yaparız belki, yönlendirmemiz gerekir, referanslardan bahsetmemiz gerekir. Ama bu araçlar mevcutken ve kullanılabiliyorken, olabildiğince bunlardan faydalanabilen bir ofis olmak gibi bir hedefimiz var. Fırsat bulduğumuzda da, bazen bir iç mekan ölçeği için, bazen bir duvar bazen de bir mobilya için, aralardan sızıp kendimizi de tatmin edecek şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Elif Güngör: Eğer soru fırsat bulabildiniz mi ise, biz her türlü fırsatı yaratmaya çalışıyoruz. İşverenlerimizi bu konuda yönlendirmeye çalışıyoruz.

Selçuk Kişmir: Bu yönümüzü en çok tatmin ettiğimiz yer okul oluyor tabi. Okulda öğrenciler için deneysel bir atölye ortamına dönüştürdük verdiğimiz dersleri. Teori ağırlıklı değil de mümkün olduğunca makineleri, üçboyutlu yazıcıları, iki boyutlu lazer cutları vs. kullandığımız, öğrencileri de teşvik ettiğimiz; çeşitli algoritmik tasarım yazılımları üzerinden çocukların da üretim yaptığı bir ders ortamı kurduk. En azından orada o ayağımızı bir şekilde aktif tutmaya çalışıyoruz.

Deniz Çınar: Yarışmalara katılan genç bir ofis olarak Türkiye’deki yarışma ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yarışmalar hem yeni ofislerin açılmasına hem de ofislerin görünürlük kazanmasına vesile oluyorlar. Sizin için bu geri dönüş nasıl oldu?

Selçuk Kişmir: Yarışmaların sorunları var, evet; eleştirilecek onlarca yanı var evet; bizim bazılarında hayal kırıklığına uğradığımız zamanlar da oldu. Ama bunların hepsi zaten bu yarışma sisteminin içindeki şeyler. İyisi ve kötüsüyle hala, birçok genç ofis için özellikle, piyasayı demokratikleştiren önemli bir unsur. O yüzden ne olursa olsun desteklenmesi ve sayısının artması için kimin elinden ne geliyorsa yapması gerekiyor. Onun dışında bazı gerçeklere baktığımızda; ister genç bir ofis için, ister belli bir süreyi aşmış deneyimli bir ofis için, özellikle kamunun işveren olduğu hizmet binaları, kültür yapıları gibi işler -Türkiye’de de biraz böyle- sayıca çok değiller ve doğrudan iş temini yöntemi nedeniyle size gelmesi de kolay olmuyor. Bir sürü insanın hayatına dokunan, kentsel yaşamı etkileyen tipolojilerden bahsediyoruz. Bunları denemeden, bunlar için fikir üretmeden mimarlık yapmak da bizi heyecanlandırmıyor.

Bizim girdiğimiz son iki üç yarışmadan sonra hissettiğimiz şey şu: Profesyonel bir ofis olarak yola çıktığınızda doğru düzgün bir ticari hedefinizin ve buna uygun iş planınızın olması lazım. Evet yarışmalar bir fırsat, ama alıp yarışmayı ofisin merkezine koyduğunuzda; hayallerinizi bunun üzerinden inşa etmeye başladığınızda biraz yıpratıcı olabiliyor. Çünkü hem zaman hem kaynak aktarıyorsunuz.

Bazı yarışmaların da kendi yarattığı handikapların içinde boğulmaya başladığını gördük. Aynı tipoloji üzerine açılan çok sayıda yarışma olduğunda tekrar eden cephe dilleri ve yapı elemanları üzerinden ödül grupları yaratılması gibi çeşitli sorunlar da oluşmaya başladı. Şimdi artık biraz daha seçici olduğumuzu söyleyebiliriz mesela. Konuyu, jüriyi irdeliyoruz ve mümkünse disiplinlerarası çalışma ve daha fazla emek gerektirecek, daha hassas ama kaliteli sonuç çıkarabileceğimiz yarışmaları tercih etmeye çalışıyoruz. Çünkü diğer türlü, yarış biraz yorucu olmaya başlıyor açıkçası.

Deniz Çınar: Bugüne kadar hep farklı ölçek ve konularda çalışma fırsatı bulmuşsunuz. Peki disiplinlerarası süreçler, yaptığınız işleri nasıl besliyor?

Selçuk Kişmir:Aslında güncel durumda mimarlığın tanımının geldiği, pratiğin vardığı yer koordinasyon: Mühendisliklerin yanı sıra işveren, pazarlama, üreticiler gibi pek çok aktörle projeye dair kurulmuş hayallerin koordinasyonu. Dolayısıyla koordinasyon yeteneğiniz ne kadar gelişirse o kadar iyi; korkusuzca daha fazla aktörü işin içine aldığınız zaman da bir o kadar çeşitlilik barındıran sonuçlar çıkmaya başlıyor. Dolayısıyla disiplinlerarası çalışma önemli. Her konunun içinde kalmak önemli ama bir problem çözerken işin uzmanına gidip onu işe dahil etmeyi gerçekten önemsiyoruz.

Deniz Çınar: Hem proje adına hem de mimarın kendisi adına besleyici bir süreç.

Elif Güngör: Kesinlikle öyle. En basitinden biz birbirimizden bile çok fazla şey öğrendiğimize inanıyoruz. Bu yaptığımız her projede de böyle. Bir sürü yeni malzeme, yeni teknik öğreniyorsunuz. O yüzden çok heyecanlı aslında mimarlık yapmak bence.

Deniz Çınar: Hem farklı konseptlerde hem de farklı ülkelerde deneyim kazandınız, eğitim aldınız ve Türkiye’de eğitim veriyorsunuz. Değişen yapma biçimleri, gelişen teknolojiler ve daha çok hissedilen sosyal, ekolojik kaygıları düşündüğünüzde mimarlık ortamının geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

Selçuk Kişmir: Bu cevaplaması çok kolay bir soru değil. Ne mimarlık ne de başka bir disiplin, hiçbir şey politik iklimden ya da ülkenin majör problemlerinden ayrı düşünülemiyor. Uzun yıllardır mimarlığın önündeki en büyük problem tasarımın bir şekilde finansal karşılık; kıymet bulamaması ile alakalı. Mimarlık pratiğinin bugünü ya da geleceği ile ilgili problemler, tasarımın kıymet gördüğü günlere yaklaştıkça organik olarak kendiliğinden çözülecektir. Birinci önemli nokta bu herhalde. Bununla ilgili bir bilinçlenme, ileriye gitme ve iyileşme küçük ivmelerle de olsa olumlu yönde ilerliyor. Ama hala büyük aktörlerin mimarlık piyasasına gerekli katkıyı sunamadığını düşünüyoruz, bizce en büyük eksiklik bu aslında. Pratikte baktığınızda kamu aslında mimarlık dünyası için en büyük işveren ve en önemli aktör konumunda. Türkiye gibi bir ekonomide ve coğrafyada üretim hacmi çok geniş. Fakat bunun çok küçük bir yüzdesi piyasada profesyonellere iş olarak ulaşabiliyor. Öncelikle bu havuzu genişletmek gerekiyor bizce.

Sistemin bu oturmamış halinin yarattığı bir avantaj da var öte yandan. Dediğiniz gibi dünyanın farklı yerlerinde, deneyim kazanma fırsatımız oldu. Buradaki dağınıklığın yarıştaki genç mimarlara, genç ofislere sunduğu bazı imkanlar da ortaya çıkabiliyor.

Elif Güngör: Türkiye’nin kendine has problemleri var fakat sistemdeki boşluk aslında bir yandan da bir şeyleri daha kolay yapabilmenize de sebep olabiliyor bazen diye özetleyebiliriz belki.

Selçuk Kişmir: Bu, böyle mi olmalı? Arzu edilen seviye bu mu? Bu tabi ki tartışılır. Çok daha oturmuş, her şeyin adım adım ilerlediği, belli yasal ve bürokratik süreçlerin sizi organize ettiği durumlar ile belki bir gün daha iyi sonuçlar üretebilecek. Örneğin, kentsel dönüşüm konusu tek başına koca bir fırsattı. Hem İstanbul gibi büyük kentlerin hem de Anadolu’da birçok kentin dönüştüğü 5-10 yıl yaşadık. Hala da devam ediyor. Ama bu süreç, beklenen iş havuzunu hem kentsel mekanlar için hem konut ölçeği için bir türlü oluşturamadı. Çok hızlı ilerliyor. Talep edilen tasarım ve yaşam kalitesi çok politize edildi ve başka yerlere doğru gitti.

Elif Güngör: Maliyet ve çıkarlar gibi başka kaygılar ön planda. Türkiye’de genelde şikayet ettiğimiz şeyler aslında mimarlığa da yansıyor.

Selçuk Kişmir: Yine de umutlu olacak hareketler yok değil. Bir değişimin isteniyor olması bile bir fırsat. Ama bunun hangi hızda, hangi aktörlerle yapılacağı konusu bir muamma olarak kaldı ortada. Mimarlık yapmak demek her zaman büyük ölçekli konut projeleri de demek değil. Bir ofisin kendisini sürdürebilmesi için bunlara muhtaç olmaması gerektiğine inanıyoruz. Otobüs duraklarından daha büyük kentsel mekanlara kadar, o kadar çok alan var ki aslında tasarımın konusu olacak. Birçoğu tasarımcının önemli bir aktör olarak içinde olmadığı süreçlerle ilerliyor. Onu bir kırabilsek belki birçok ofis, mimar, tasarımcı aslında ilgilenmek istedikleri daha niş alanlar olduğunu keşfedip o alanlara yönelecek Herkesin her şeyi yapmak istediği ve ya yapmak zorunda olduğu bir piyasaya dönüşüyoruz aksi durumda. Bunun iyileşmesi çok iyi olurdu.