Sosyal Medya

ocak/2018
/bülten

  • Ahlat Gençlik Kampı
  • Ahlat Gençlik Kampı
  • Lokman Hekim Yaşlı Bakım Evi
  • Bodrum Ticaret Odası
  • Bodrum Ticaret Odası
  • İpekyolu Belediyesi
  • Çaycuma Spor Merkezi
  • Çaycuma Spor Merkezi
  • Yanar Evi
  • FA Evi Restorasyonu
  • OG Evi
SÖYLEŞİ

Dengeli Adımlar

Stüdyo501 kurucuları Cenk Çeşmeli ve Müge Erkılıç ile genç mimar olma hallerini ve ofisi yürütürken üstesinden gelmeleri gereken zorlukları konuştuk.

2013 yılında mezuniyetinizin ardından Stüdyo 501'i kuruyorsunuz. Eğitim ve iş arasındaki geçişi ve dengeyi nasıl kurdunuz? Bu süreç size neler kattı?

Ofisimizin adının Stüdyo501 olmasının nedeni tam da bu dengeyi bulma çabamız. Lisansta hep aynı tasarım gruplarında yer aldık, birlikte birçok grup projesi yaptık, yarışmalara girdik, ödüller kazandık. Mezun olduktan sonra farklı ofislerde çalışmaya başlamamızla birlikte, eğitim hayatı ve çalışma hayatı arasındaki uçurumu görmek motivasyonumuzu ciddi anlamda kötü etkiledi. Teorik olarak kendimizi ne kadar donanımlı hissetsek de pratikte oldukça yetersiz olmamız ve mimarlığın sadece üretmekle ilgili değil yönetmekle de ilgili bir süreç olduğunu görmek gözümüzü korkutuyordu. Bu durumun üstesinden gelebilmek için bir yandan farklı ofislerde çalışırken diğer yandan akşamları buluşup yarışma çizerek kendimizi geliştirmeye başladık. Aldığımız ilk ödül sonrası kendi ofisimizi kurma cesareti gelişti. Profesyonel hayatı, eğitim hayatının devamı gibi ele almak ve üretirken öğrenmek için ofisimizin adının Stüdyo501 olmasına karar verdik. Üniversitede stüdyolardaki, tasarım süreçlerindeki deneyselliği ve dinamikliği kaybetmek istemiyorduk. Eğitim hayatında aldığımız tasarım odaklı yaklaşımı, her projede uygulamayı hedefledik. Bu süreçte en büyük şansımız, ilk uygulanan projelerimizin yarışmalarda birincilik aldığımız projeler olmasıydı. Bu durum bizim için, eğitim hayatı ile çalışma hayatı arasında geçişi oldukça yumuşattı diyebiliriz. Henüz piyasada çok “törpülenmeden” düşünsel altyapısı güçlü bir tasarım yapıp bunu nasıl uygulayacağımızı tartıştık, araştırdık ve bu süreçte öğrendik. Öğrenmeye de devam ediyoruz.

Ofisin biri Ankara'da biri Fethiye'de iki ayrı mekanı var. Bu durum beraberinde nasıl bir yapılanmayı getiriyor? İşleriniz arasında hem tekil konutlar hem de farklı programlara sahip yarışmalar ve daha büyük ölçekli projeler var. Projeleri paylaşıyor musunuz örneğin?

Ofisin iki mekanı var ama zaten sadece ikimiz çalışıyoruz. Bazen projeye bağlı olarak ortaklık kurduğumuz veya birlikte yarışmalara hazırlandığımız arkadaşlarımız oluyor. Onun dışında sadece ikimizin olması, iki ofis arası ciddi bir planlama gerektirmiyor. ODTÜ’de yüksek lisans çalışmalarımız devam ettiği için yılın büyük bir kısmını Ankara’da geçiriyoruz. Bunun yanında işlerimizin büyük çoğunluğu Muğla ve çevresinde. Bodrum Ticaret Odası Binası inşaatı sürerken Bodrum’da çalıştığımız dönemler oldu. Zaten dijitalleşme sayesinde mimarların çalışmak için fiziksel bir alana sahip olma şartı kalmadığını düşünüyoruz. Bu sebeple ofisi büyütmek yerine iki kişi kalmak bizi özgürleştiriyor. Hangi şehirde projemiz varsa orada bir ofisimiz varmış gibi davranıyoruz. Seyyar ofis olma durumunu benimsedik, sosyal medyada da sık sık bununla ilgili paylaşım yapıyoruz.

Projeleri paylaşmayı tercih etmiyoruz, fakat proje süreçlerinde net bir iş dağılımımız var. İkimiz de bütün projelerin içinde yer almak istiyoruz. Zaten küçük ölçekli butik bir ofisiz. Her zaman böyle devam etmek istememizin bir sebebi de kendi ofisimizdeki projelere yabancılaşmamak. Aynı anda tek bir projeye yoğunlaştığımızda hem daha fazla fikir hem de daha fazla eleştiri ortaya çıkıyor. Farklı bakış açıları da projeyi daha dinamik hale getiriyor.

Sizin iş yapma biçiminizde yarışmalar nasıl bir ağırlığa sahip? Gençlerin mimarlık dünyası içinde var olabilmelerini sağlayan önemli bir kanal bu, alternatif yollar neler olabilir?

Bizim için en önemli yol en başından beri yarışmalar oldu. Bizim deneyimlediğimiz ve gözlemlediğimiz kadarıyla Türkiye’de piyasadan iş alabilme ihtimali tamamen deneyim odaklı ortaya çıkıyor. Yeni mezun bir mimarın konsept proje üretme aşamasına geçebilmesi bile oldukça güç. O güne kadar hangi okuldan mezun olduğunuz, hangi donanımlara sahip olduğunuz veya hangi ödülleri aldığınız bile yeterli bir referans teşkil etmiyor. İşveren için ancak fiziksel olarak var olmuş bir yapının anlamı oluyor. Bu durum kısır bir döngüye sebep oluyor ve ilk işinizi alamıyorsunuz. Yarışmalar ise herkesin kimliksiz olduğu tamamen şeffaf bir alan. Sadece o an ürettiğiniz fikirle varsınız ve o fikri mimarlardan oluşan bir jüriye sunuyorsunuz. Bu iki özellik yarışmaları, genç mimarların mimarlık dünyasında kendilerine yer edinebilmeleri için çok önemli bir yöntem haline getiriyor.

Çok büyük bir fırsat olmasının yanında sürdürülebilir olmaması biraz riskli. Ofisin varlığını sürdürmek için bir yöntem olarak görülmemeli. Çünkü maalesef açılan yarışma sayısının gün geçtikçe azalması ve mimar sayısının gün geçtikçe artması ister istemez ödül olasılığının da azalmasına sebep oluyor. Örneğin bir yarışmaya katılıyorsunuz, 200 ekip proje göndermiş, jüri 2-3 gün içinde projelere yeterli vakit ayırmadan ödül grubunu belirliyor. Tüm bunların ardından o projeye harcanmış emek, zaman ve bütçeyi düşününce bir sonraki yarışmaya katılma motivasyonu çok zor bulunuyor.

Yarışmalarda elde edilen ödüllü projeler çoğu zaman inşa edilemiyor ama siz bu anlamda başarılı bir sonuç elde ettiniz yakın zamanda ve bu son derece ciddi bir tecrübe. Buradaki eşiği nasıl değerlendiriyorsunuz? Süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Bunu ilk olarak yarışmaya proje hazırlarken çok detaycı olmamıza bağlıyoruz. Konsept proje hazırlama aşamasında bile çok kuralcı davranıyoruz. Şartnameye sıkı sıkıya uymamızın yanında yönetmeliklerin en ince teknik detaylarına kadar düşünmeye çalışıyoruz. Yarışma ölçeğinde göstermediğimiz detayları bile düşünüp araştırıyoruz. Deneysel olmak, yarışma projesi çizmek gerçekçi olmamakla karıştırılsa da biz bu konuda çok ayakları yere basan projeler ürettiğimize inanıyoruz. Bu durum sonuçlar açıklandıktan sonraki süreci oldukça olumlu etkiliyor.

Bir diğer etmen de birincilik ödülü aldığımız yarışmalarda, jüri ile idare arasındaki iyi ilişkiler ve güvendi. Bizim gibi genç ofislerin işveren karşısındaki en büyük dezavantajı deneyimsiz olmanın karşı tarafta uyandırdığı güven eksikliği oluyor. Bunun sonuncunda ipleri kaybetmek de çok kolay oluyor. Yarışmalarda basit bir ilişki var: İdare jüriye güveniyorsa birinci olan projeye de güveniyor. Sonuçlar açıklandıktan sonra projenin uygulanması aşamasına kadar çok uzun bir süreç ve bu süreçte çok hassas dengeler var. Bu süreçte projenin aslından uzaklaşması, değer kaybetmesi de mümkün. Meslek egosu da işin içine giriyor. Mimarlar çok daha savunmacı, idare çok daha baskıcı davranabiliyor. Bu karşılıklı ilişkide jüri çok kilit bir noktada duruyor. Ödül aldığımız yarışmalardan iki tanesini “Yarışmayla Yap” organize etmişti. Buradaki önemli nokta, “Yarışmayla Yap”ın organize ettiği yarışmalarda sonuçlar belli olduktan sonra bir süre daha jürinin çalışmaya devam etmesi. Şartnamenin imzalanmasından, avan projelerin onayına kadar jüri rol aldı. Bu bizimle işveren arasında çok sağlam bir köprü kurdu. Sadece mimari ekibin değil, işverenin de haklarını koruyan bir sistem bu. Zaten uygulanmayan projemiz de ihalesi bile tamamlandıktan sonra kayyum atanması ile iptal edildi. Yani kısaca tüm birinciliklerimizde süreç sorunsuz ilerledi.

Yaşadığımız en büyük zorluk, daha önce yarışma deneyimi olmamış idarelerin sonuçlar açıklanana kadar olan süreci kayıp olarak görmeleri oldu. O zamana kadar geçen zamanı ve yaptıkları harcamaları birinci olan ekipten çıkarmaya çalışmak gibi bir durum oluşuyor. Birincilik ödülü olan bedeli şartname bedelinden düşme talebi ya da teslim sürelerini akıldışı bir şekilde kısaltmayı istemek gibi. Bu gibi sebepler yarışma projelerine uygulama aşamasına giderken süreci oldukça zedeleyebiliyor.

Türkiye'de mimarlık ortamını nasıl görüyorsunuz? Gelecekte tasarım ve iş yapma biçimleri anlamında bizleri neler bekliyor sizce?

Türkiye’deki mimarlık ortamı, özellikle büyük şehirlerdeki yapılı çevreye baktığımızda bizi çoğunlukla karamsarlığa düşürüyor. Teknolojiyle birlikte hızlı ve pratik bir şekilde üretim yapabilmek çoğu anlamda kötü ve kontrolsüz bir ilerlemeye sebep oldu. Bu ilerlemenin de hızlanarak devam edeceğini düşünüyoruz. Kullanılan araçlar ve teknolojinin bu denli hızlı ilerlemesi mimarinin düşünsel boyutunu çoğu anlamda önemsiz ve geçersiz kılıyor.

Aynı şekilde özellikle mahalle aralarında açılan özel üniversitelerde mimarlık bölümlerindeki ve kontenjanlarındaki hızlı artış da bizi karamsarlığa sürüklüyor. Çünkü bu kurumların çoğundan yeterli mimari eğitimi almadan mezun olan ekonomik güce ve iş çevresine sahip mimarlar, profesyonel hayatta iyi eğitim almış mimarların birkaç adım birden önüne geçebiliyor.

Bunun yanında nitelikli projelerin her ne kadar yapı stokundaki oranı azalsa da hiçbir zaman bitmeyeceğine inanıyoruz. İyi mimarinin değerini bilen ve anlayan bir kesim ve bu kesime projeler üreten mimarlar her zaman olacaktır.

Sitemizde sunulan özelliklerin ve sitenin işleyişi için bazı çerezlerin kullanılması teknik olarak zorunludur. Diğer bazı çerezler de sitemizi geliştirmek ve bizim tarafımızdan veya yetkili hizmet sağlayıcılarımız tarafından size ilgi alanınıza göre reklamların sunulması amacıyla kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Politikası metnini inceleyebilirsiniz.

×