Sosyal Medya

temmuz/2015
/bülten

SÖYLEŞİ

Enis Öncüoğlu Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor’un Konuğu Oldu

Kalebodur'un 2013 yılından beri "Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor" başlığı altında düzenlediği söyleşi serisinin bu ayki konuğu Öncüoğlu + ACP ofisinin yürütücüsü olan Enis Öncüoğlu'ydu.

Celal Abdi Güzer: Rahmetli babanın sürdürdüğü bir mimarlık ofisini devraldıktan sonra işleri uluslalararası ölçeğe taşıdın. Projeler büyüdü, kişiler arttı, Öncüoğlu Mimarlık uluslararası kurumsal bir yapı haline geldi ve bugün Türkiye’de de az sayıda örneği görülen bir mimarlık ofisine dönüştü. Bu hikayeden başlayabilir miyiz, süreç nasıl gelişti?

Enis Öncüoğlu: Kısaca anlatmak kolay olmayacak çünkü birçok katmanı var. Farklı bir dönemden geçiyoruz. Küreselleşme ve dijitalleşme gibi kavramların mimarlık üzerindeki etkilerinin görüldüğü bir döneme denk geldi benim mimar olmam. 1989 yılı ODTÜ Mimarlık Bölümü mezunuyum. 1994’e kadar rahmetli babamın kurduğu Öncüoğlu Mimarlık Bürosu, genel ölçeğiyle kamuya iş yapan bir proje bürosuydu ve bu süreçte 1994 kriziyle birlikte ciddi bir darboğaza girdi. Bu darboğaz esnasında, benim yabancı dil bilmem ve yabancılarla iletişime geçiyor olmam bize Rusya’da bir projenin önünü açtı. Ondan sonra Enka’yla tanıştık, Enka projeleri geldi, Enka bizi Migros’la tanıştırdı. Derken kendimizi Migros’un alışveriş merkezilerini tasarlarken bulduk. Sadece Rusya’da değil Kazakistan, Romanya, Bulgaristan derken birçok ülkede Migros’la beraber çalıştık. O bölgelerde edindiğimiz deneyimlerin sonucunda yerel ya da uluslararası yatırımcılarla çalıştığımız diğer projelere geçildi. Bu, işin globalleşme faslıydı. Bununla beraber, belki de benim de kaderimi değiştiren, mimarlığın dijitalleşmesi oldu. Bu dijitalleşme süreci, proje üretiminde büyük farklar yarattı. Ben mimarlığa başladığım zaman biz hala rapidolarla çiziyorduk. Askerdeyken kendi kendime AutoCAD kullanmayı öğrendim. Döndüğümde büroya gittim. Büroda bir hastane projesi çiziliyordu ve projenin 1500 tane penceresi vardı. Herkes nasıl çizeceğiz derken “Ben onu çizerim.” dedim. Bir gün içerisinde çizip çıktısını alıp ofise geldiğimde herkes hayret etti. Tabi bu durumun getirdiği farklı şeyler oldu. Babamın bana bakışı değişti. Ben onun Autocad operatörü oldum ve beraber dört beş sene çalışma fırsatı bulduk. Birçok yarışmaya girdik. O yarışmaların da bize kazandırdığı pek çok şey oldu. Bu, işin dijitalleşme kısmının birinci safhasıydı; ikinci safhası da iletişim teknolojilerindeki dijitalleşme: e-mail yoluyla proje gönderip alma ya da Skype üzerinden projeyi konuşma derken bizim oyun alanımız çok genişledi. Ben de Türkiye’deki daralma nedeniyle bunun farkına vardım. Türkiye’deki her kriz ve bizim o krizden çıkma çabası içinde bulduğumuz, keşfettiğimiz farklı platformlar, yeni pazarlar ofise yeni projeler olarak geri döndü diyebilirim.

Celal Abdi Güzer: Hep alışveriş merkezleri üzerinden konuştuk ama Öncüoğlu grubu pek çok ölçekte ve farklı konuda iş yapıyor aslında. Onlardan da bahsedelim.

Enis Öncüoğlu: Tabi. Hastane var, marina var, birçok konut yaptık. Farklı tipolojilere örnek olarak Tengis Petrol Sahasında acil durum merkezi dahi tasarladık.

Celal Abdi Güzer: Bütün bunlar içinde sizi en fazla temsil ettiğini düşündüğün projeler hangileridir mesela? Öne çıkararak bir iki tane örnek verirsen. Mesela AVM’ler içinde Arcadium mudur?

Enis Öncüoğlu: Arcadium’un bulunduğu bağlamla ilgili çok doğru bir proje olduğunu düşünüyorum. Arkasında bir metro istasyonu yapılacaktı, biz projeyi bir arkad olarak tasarladık. Arcadium bu anlamda açık alana bakan yeme içme üniteleriyle, köşe tanımıyla farklılaştığını düşündüğümüz projelerden bir tanesi. Bunun yanı sıra şu anda yapımı devam eden, kentsel anlamda bir örnek olabileceğini düşündüğüm projemiz Nurol Park. Nurol Park İstanbul’da çok büyük bir proje olmasına rağmen -300 bin metrekare- demin eleştirdiğim şeylerden uzak kalmaya çalıştığımız bir proje. Canary Wharf’ta olduğu gibi çok büyük bir alanı kamuya bıraktık. Konutları ve ofisleri kullananlara hitap eden, alt katta ticaretiyle de beslenen bir çeşit kamusal alan oluşturduk. Bu kamusal alan, Basın Ekspres’le orada yapılmakta olan metro istasyonu arasındaki geçişi sağlayacak. Bu sayede hem oradaki ticaret sadece kendi bölgesine değil, daha geniş bir alana hizmet eder hale gelecek hem de orada konutta yaşayanlar ve ofisleri kullananlar farklı işlevleri bir arada tecrübe etme fırsatı yakalayacaklar.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.