Sosyal Medya

ağustos/2018
/bülten

SÖYLEŞİ

Hayatı Tasarlamak

Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor’da Celal Abdi Güzer’in sorularını yanıtlayan Murat Artu, Bodrum’da sürdürdüğü mesleki yaşamını anlatıyor ve Türkiye’de mimarlık yapma biçimlerini değerlendiriyor.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Uzun süre Ankara’da mimarlık yaptıktan sonra bir gün aniden Bodrum’a yerleştin. Bu tabi hem kendi yaşamına hem mimarlık yaşamına bazı değişiklikler getirdi. Çünkü Ankara’da büyük konut projeleri üstünde çalışıp, kurumsal firmalara proje yaparken burada daha alt ölçekte, daha tanımlı işler yapıyorsun. Buradan başlayabilir miyiz, nasıl oldu bu?

Murat Artu: Ben aslında 50 yaşında emekli olmaya karar vermiştim.

Celal Abdi Güzer: Kaç yaşında verdin bu kararı?

Murat Artu: 20’lerimde. Fakat beceremedim, %10 fire verdim, 55 yaşımda emekli oldum ve Bodrum’a geldim. Dediğin de doğru orada bir ofis vardı, çalışanlar vardı. Daha iri çaplı işler yapıyorduk.

Celal Abdi Güzer: Kendi yaptığın evde oturuyordun.

Murat Artu: Evet, hep öyle oturdum zaten. Bence bir mimarın binalardan önce kendi hayatını tasarlaması gerekiyor. Bitiyoruz çünkü. Harcayacağımız tek şey zaman. Harcadığımız tek şey de zaman. Para kazanılır, gelinir gidilir ama zaman geri döndürülemeyecek bir şey. Şu an benim saatim geri sayıyor, hepimizin öyle. Aslında bir tasarım kararıdır bu.

Celal Abdi Güzer: Peki şunu anlamaya çalışıyorum; mimarlıkla alakalı değil kendi yaşamınla alakalı bir karar yani öyle mi?

Murat Artu: Tabi ki mimarlıkla ilgili. Belki mimar olmasaydım böyle bir kararı veremezdim. Çünkü hayata da bir tasarım olarak bakabilirsin.

Celal Abdi Güzer: Sonuçta orada içinde olduğun ortamdan, yaptığın işten, onun niteliğinden bıkma noktasına gelme söz konusu mu?

Murat Artu: Evet söz konusu.

Celal Abdi Güzer: Neydi gördüğün sorunlar?

Murat Artu: Biz mimarlar büyüdükçe mimarlık faaliyetimiz azalıyor, işletmecilik faaliyeti ön plana çıkıyor. Yani mimarlıktan çok ofisin idamesi, paranın alınması, paranın ödenmesi vs. ile uğraşıyor ve neticede bir ofis tedarikçisi oluyorsunuz. Bazı şeylere hayır diyemiyorsunuz. Mimarlık yaparken birçok şeye hayır demek lazım. “Hayır”ınız olmuyor çünkü her ay gelen bir mali yük var, büroda çalışanlar, büronun kendi giderleri vb. Özgürlüğüm… Ofis, mimarlığı öldürüyor aslında. Tabi benim bakış açıma göre şu da önemli; mimarlığın binaya dair bir şey olduğuna inanmıyorum. Halbuki bizden istenen tek şey o.

Celal Abdi Güzer: Neye dair peki?

Murat Artu: Hayata dair.

Celal Abdi Güzer: Hayatla yapı arasında bir ilişki var.

Murat Artu: Tabi ki var ama esas olan hayat. Bina bu hayatı yaşayabilmek için mimarların kullandığı bir araç. İnsanların da kullandığı bir araç... Ama bütün dünyada amaca dönmüş halde bina. Araç olan bir şeyin amaç haline gelmesi sorunsalını yaşıyor mimarlık.

Celal Abdi Güzer: Bu, yeni bir durum değil ama.

Murat Artu: Değil evet. Bütün dünyada böyle ve eğitimden kaynaklanıyor. Yanlış öğretiyorlar mimarlığı. Yapının yarattığı hayat şartlarıdır; bizim işimiz resim yapmakken biz çerçeveci olduk. Güzel CD, plak yapıyorlar ama işimiz bestelemek.