Sosyal Medya

ağustos/2016
/bülten

SÖYLEŞİ

Hikayelerle Örülmüş Mimarlık

İzmirli bir mimarlık pratiği olan Not Mimarlık’ın kurucuları Merih Feza Yıldırım ve Serdar Uslubaş ile tasarım anlayışlarını, ofislerini ve işlerini konuştuk.

Ezgi Tezcan: Not Mimarlık’ın hikayesinden başlayalım istiyorum. Ofis kurma kararı nasıl ortaya çıktı, süreç nasıl ilerledi?

Merih Feza Yıldırım: Ofis kurma kararı aslında benim için serbest çalışma kararı ile birlikte alınmış oldu. Hangi işi yapacağıma karar vermeden önce kendi adıma çalışma isteğimin büyüklüğünü fark ettim ve bu nedenle ilgim serbest mesleklere yöneldi; ilgisiz gibi görünen birçok mesleğe serbest iş yapabilme imkanından dolayı sıcak bakmaya başladım.

Serdar Uslubaş: Mimarların pek çok alanda çalışma imkanı var ancak her nasılsa eğitimim sırasında mimarlığı serbest mimarlık ile özdeşleştirmiştim. Tecrübemiz arttıkça bunun başka yollarla olabileceğini de gördük.

Merih Feza Yıldırım: Eğitimim sırasında ve ilk iş tecrübemde mimarlığı severek yaptığımı fark ettim. Biraz tesadüf oldu yani. Ancak bu sevgiden ve motivasyondan kaynaklanan çok çalışma ve her işi yapma isteği zamanla kendi işimizi yapma kararını daha öne almamız gerektiğine bizi ikna etti. Şartların çok da olgunlaşmasını beklemeden bu işi birlikte denemeye karar verdik. Böylece en zor olan isim bulma aşamasından sonra ofisimizi açmış olduk.

Ezgi Tezcan: İş yapma biçiminizden de bahseder misiniz? Yoğunluklu olarak yarışma odaklı bir süreç mi izliyorsunuz?

Merih Feza Yıldırım: Yarışmaları gerçekten sevmemize rağmen bazen şartnamelere baktığımızda amaç bir fikir almak mı yoksa en çalışkan ekibi bulmak mı bilemiyoruz. Maalesef ağırlığı akademik nosyona sahip olan jüriler istenenleri rafine etmeyi bilmiyor, çalışkan öğrencileri arıyor gibiler. Oysa bizler yarışmaya girebilmek için ciddi zaman ve kaynağı oraya kaydırmalıyız. Tüm mimarlık camiası bedava avan proje yapmaya karşı açıktan bir savaş veriyor gibi ama yarışma yoluyla yüzlerce ekibe bu çalışmayı yaptırmayı ortamın başarısı olarak görüyorlar. Demek istediğim; şartname, yarışmanın kapsamı, alanı belirlenirken daha özenli olunmalı; tüm fedakarlığı ekiplerden beklememeli.

Ağırlıklı olarak üretimimizi özel işler ve ardından kamu projeleri oluşturuyor. Geçimimizi projelerle sağladığımız için kendimizle gurur duyuyoruz. Büromuzu destekleyen başka bir gelir kaynağımız yok, tüm kazancımız serbest mimarlık faaliyeti üzerine kurulu.

Serdar Uslubaş: İşlerimizin ağırlığına bakacak olursak bu aralar pek yarışma yapamıyoruz. Yarışmaları çok farklı alanlarda çalışma olanakları sunan fırsatlar olarak görüyorum ancak sözleşmesi yapılmış ve halihazırda süren işler varken bu süreci planlamak pek kolay olmuyor. Zamanı planlamaya etki eden pek çok faktör araya giriyor. Yarışma şartnamelerinin niteliği de bu kararı vermede en büyük etkenlerden biri. Merih'in dediği gibi bazı jüriler maalesef "çocuklar bir çizsin de görelim" havasından pek vazgeçemiyor ve teslimde istenenlerin listesi 1/5’ten 1/10.000 ölçeğe kadar uzanabiliyor. Ücretli çalışırken yaptığımız gibi mesai bitimine kadar büronun işini yapmak, sonra da yarışmaya projeleri için çalışmak maalesef mümkün olmuyor ve şu an mesai saati diye bir sınır yok.

Ezgi Tezcan: İstanbul dışında kalan hemen her yer ne yazık ki ana akımın dışında kalıyor. İzmir’de üretim yaparken mimarlık ortamının tablosunu nasıl çizersiniz? Genç bir mimarlık ofisi olarak nasıl pozisyon alıyorsunuz bu ortamda?

Serdar Uslubaş: İstanbul dışında kalan yerlerin ana akımın dışında kaldığına pek inanmıyorum. Baktığınız nokta ile ilgili bir durum. İzmir'de çalışmayı bir şans olarak görüyorum. İzmir, köklü bir mimarlık mirasına sahip bir şehir. Kaliteli ve özenli sivil ve kamusal yapılar mevcut. Ancak bu yapıların yıkıldığını görmek bizi üzüyor. Son yıllarda burada büyük ölçekli yapılar yapılmaya başladı, biz de bu projelerin bazılarında avan proje ölçeğinde hizmet vermeye başladık. Uygulama şansı bulacak projelerimiz de olacaktır diye düşünüyorum. Tabiat olarak girişken ya da ilişkiler üzerinden iş yapmaya çalışan kişiler olmadık. Yaptığımız işleri bir mimarlık hizmeti olarak ele aldık ve buna herkesin ihtiyacı olduğunu düşünerek çalıştık, zaman geçtikçe de işveren sayımız arttı. Bu artışın tamamı nitelikli işveren tabanlı olmadığı için bu durumun da sıkıntılarını çekiyoruz.

Merih Feza Yıldırım: Biz işimizi kendimiz yapan bir mimarlık bürosuyuz işimizi taşere etmiyoruz. Yani şunu demek istiyorum, karşılaştığımız zorlukları kendimiz çalışarak aşıyoruz.

Ezgi Tezcan: İşlerinizde belgelemeye ve hikayelere önem veriyorsunuz anladığım kadarıyla. Mimarlığa bakışınız ve ifade etme biçiminiz arasında nasıl bir ilişki var? Sizce mimarlığı hikaye ile kurmak mümkün mü?

Serdar Uslubaş: İşlerimizi düzenli, sistematik ve kullanılabilir bir arşiv sistemiyle saklamaya özen gösteriyoruz. Birçok işte mal sahibinde olmayan sayısız evrak bizde mevcut. Bu saklama koşulları tabi ki dijital ortam için geçerli; çöp saklama, hiç bir şeyi atmamak, silmemek gibi değil. Mimarlığı hikayelerle veya başka bir çok şekilde kurmak mümkün ancak sonuç ürün üzerinden değerlendirmeyi kolay buluyorum. Nitelikli bir çıkış hikayesi olmayan projenin söylemleri pek uzun ömürlü olmuyor.

Merih Feza Yıldırım: Ortak olarak iş yapmanın güzel bir tarafı da aslında zorunlu tanıklık gibi bir şey. Siz ne kadar anlatsanız da aslında hiç kimse işinizle o kadar yakından ilgilenmiyor, oysa biz işimizi anlatmayı çok seviyoruz. Ortak olunca ister istemez her şeyi sürekli birbirimize anlatıyoruz ve takip ediyoruz. Birbirimizin tutumuna, o anki durumuna dikkat ediyoruz. Dolayısıyla ortak iş yapmak, ister istemez bir tanığı sürekli yanında taşımayı beraberinde getiriyor. Bu, tabi ki tek başına çalışmaktan çok daha güzel.