Sosyal Medya

aralık/2018
/bülten

SÖYLEŞİ

Kent ile Kır Arasında

ZAAS kurucuları Ayça Taylan ve Zeynep Şankaynağı ile bir ayağı kente, bir ayağı da kıra temas eden mimari pratiklerini, kırsal alanın dinamiklerini ve sanatla iç içe geçen tasarım anlayışlarını konuştuk.

Ezgi Tezcan: Öncelikle ZAAS’ın hikayesinden başlayalım. Nasıl bir araya geldiniz ve ZAAS’ı kurma kararı nasıl ortaya çıktı?

Zeynep Şankaynağı: Ayça ile Erginoğlu-Çalışlar’da birlikte çalıştığımız dönemde tanıştık. Her şeyden önce uzun yıllardır arkadaşız biz. İki idealist genç mimar olarak zaman içinde, birbirimizle paylaşmayı sevdiğimiz kadar birlikte üretmeyi de sevdiğimizi gördük ve bu sayede ZAAS doğdu. Ayça, çevremde mimarlığa benim kadar heyecan duyduğunu gördüğüm tek insan.

Ayça Taylan: Temelde bizi bir araya getiren birlikte üretme coşkumuz oldu. Buna bir de sanat eklendi: İkimizin de sanatla ilgili üretimlerimiz var, bu önemli bir etken. Zeynep resim yapıyor, ben fotoğraf çekiyorum, farklı mecralarda sanatsal üretimler yapıyorum. Ofisi de bu bakış açısını ve isteklerimizi harmanladığımız bir sistem gibi görüyoruz.

Ezgi Tezcan: Fakat ofisi ayrı yerlerden sürdürüyorsunuz. Ne zamandır bu şekilde çalışıyorsunuz?

Zeynep Şankaynağı: Evet, esasen ofisi kurduktan hemen sonra ben Datça’ya yerleştim, dört yıldır burada yaşıyorum. İstanbul benim hep çok sevdiğim bir şehir oldu, bütün hayatım orada geçti ama bir noktadan sonra karmaşası benim için romantik ve ilham verici olmamaya başladı. Çeşitli sorgulamalar sonucu bir tür içsel yolculuğun ardından fiziksel bir yolculuğa da çıktım: İstanbul’dan Kaş’a kadar tüm kıyıyı karış karış gezdim, inceledim. Aylar süren bu gezi neticesinde Datça’ya yerleşmeye karar verdim. Datça’da bulunduğum dönemde hayata, mimarlığa ve sanata bakış açımda son derece olumlu gelişmeler oldu. “Less is more” mottosunun bütün hayatıma yansıdığı bir sadeleşme sürecine girdim. Bu tabii mimarlığa bakış açımızı yeniden değerlendirmemizi ve birbirimizi farklı yönlerden beslememizi de sağladı.

Ezgi Tezcan: Siz de ofisin İstanbul’da bir ayağı olması gerektiği için mi burada kaldınız?

Ayça Taylan: Öncelikle işlerimiz Istanbul ve çevresinde yoğunlaşıyor. İstanbul hem mimarlık, hem sanatın kısacası kültürün odağı, o yüzden ofis olarak merkezimizin burada olmasını istiyoruz. Ancak şimdilerde Datça tarafında sürdürdüğümüz işlerimiz de var. Zeynep’in orada olmasıyla kırsalda da çalışmak; her şeyin kentte olma halini biraz olsun kırmak istiyoruz. Kırsalda da iyi işler yapılabilir ve aslında oralarda, mimari faaliyetlere şehirde olduğundan daha çok ihtiyaç var.

Zeynep Şankaynağı: Ege’yi tecrübe ettikçe, bu coğrafyada yapılaşma hızına ve yapılara harcanan bütçelere rağmen nitelikli mimarinin hiç artmadığını gördük. Mimarlığın daha ulaşılabilir olması gerektiği fikrini benimsedik böylece. Kırsaldaki mimari dokuya iyi tasarımı entegre edebilmek gibi bir hedefimiz var. Çünkü şehirde insanlar zaten mimarı ve tasarımı talep ediyor; kırsalda ise durum çok farklı.

Ayça Taylan: Birincisi, kırsalda daha fazla direnişle karşılaşıyorsunuz: Her şey daha yavaş ve daha zor. İnsanlara, malzemelere, çeşitli imkanlara ulaşmak daha zor oluyor. Biz de orada bu bariyerleri yavaş yavaş aşmaya çalışıyoruz ama bunu yapabilmemizi sağlayan da kabul etmek gerekir ki şehirde yaptığımız işler. Şu an durduğumuz yerde, bu ikisi birbirini iyi tamamlıyor. Genç bir ofisin başlama sürecinde bu iki taraf, birbirini besleyen avantajlı bir kapı araladı bizim için. Öte yandan şu anda ofis bünyesinde farklı disiplinlerden gelen beş kişi bulunuyor. Herkesin mimarlık dışında kendini besleyebildiği bir ortama sahip olmayı çok önemsiyoruz o nedenle de esnek bir ofis yapımız var. Standart bir sabah dokuz, akşam yedi mesaisinden ziyade bazen her gün çok uzun saatler geçirdiğimiz, bazen ise gerektiğinde buluştuğumuz bir yapı bu. Ancak bu sistemin işlemesi için de ekip üyelerinin iç disipline sahip becerikli kişiler olması gerekiyor. Bizim için önemli olan iyi ekip olmak, birbirini anlamak ve verimli çalışmak. Daha açık olmaya çabalıyoruz, bunu da işleyebilir bir sistem haline getirdiğimizi düşünüyorum, zaten dünyada da klasik ofis yapıları giderek son buluyor.

Ezgi Tezcan: İşlerinizin de mobilyadan standa, iç mekandan binaya uzanan geniş bir yelpazesi var. Bu ölçekler arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz, nasıl organize oluyorsunuz? İş bölümünü nasıl sağlıyorsunuz?

Zeynep Şankaynağı: Konuya heyecan beslediğimiz sürece her ölçekle ilgiliyiz. Birçok fikir ortaya atıyoruz ve sonrasında o fikirleri birlikte değerlendiriyoruz. Tasarım süreçlerinde jüri karşısındaymışız gibi önce birbirimizi ikna etmemiz gerekiyor, ortaya en iyi sonucun çıkması için harika bir mekanizma bu. Aramızdaki iş bölümü çok doğal bir şekilde yürüyor. Birimizin örneğin şantiye ile daha fazla ilgilenmesi gerekirken diğerimiz otomatik olarak başka bir konuyu devralıyor. O anın koşullarına göre organize oluyoruz.

Ezgi Tezcan: Mobilya tasarımları mekana özgü mü üretimlerinizin bir parçası mı?

Zeynep Şankaynağı: Elimizi taşın altına sokmayı seviyoruz bu konuda. Projeler üzerinde çalışırken, tasarıma dair sorgulamalarımız sonucunda, kendimizi mümkün olan her detayı irdelerken buluyoruz. Fikir üretmek ve iyi bir sonuç ortaya çıkarmak bizi bu mesleğe bağlayan şeyler. O yüzden bir bakıma zor olanı seçiyoruz ve birçok projede mobilya tasarımı da sürece dahil oluyor.

Ayça Taylan: Mekana, bir mekanın ebatlarına uygun olanı, kendi tasarım kaygılarımız doğrultusunda nasıl ortaya çıkarabileceğimizi sorguluyoruz. İyi, nitelikli yapının önemine inanıyoruz ve ahşap ustasından demir ustasına, çok değerli zanaatkarlarla sık sık bir araya geliyoruz. Detaylara özen göstererek üretmeyi seviyoruz ve ustalardan da çok şey öğreniyoruz. Malzemeyi farklı bir biçimde kullandıklarında, bu süreç onlar için de keyifli oluyor. Malzemelerin bir araya gelişlerini de mobilya ölçeğinden bina ölçeğine doğru gitgide deneyimlemiş oluyoruz. Küçük ölçekte çözdüğümüz detaylar daha üst ölçekte farklı detayları besliyor. O nedenle de kendimiz yapmayı tercih ediyoruz.

Ezgi Tezcan: Zanaatkarla çalışmak, onlardan öğrenmek kırsalda gerçekleştirmek istediğiniz üretimleri de besleyecek bir durum aslında. Yapım teknikleri farklılaşıyor. Kırsalda, birikimden doğan yapım bilgisi ile burada mobilya ölçeğinde başlattığınız etkileşim yapı ölçeğine taşındığında anlamlı sonuçlar çıkaracaktır.

Zeynep Şankaynağı: Bunu biz de sıklıkla konuşuyoruz, bu etkileşim çok kıymetli ve kırsalda çok ihtiyaç duyulan bir konu. Her iki taraf için de bir tür ezber bozma aslında. Bizim alışık olduğumuz sistemler bu coğrafyada geçerli değil. Burada kimse bir şeye yetişmek veya çok düşünmek zorunda değil, buna inşaatlar da dahil. Bir cittaslow durumu hakim. Şehirde yaşanan tempoyu, teslim tarihlerini, hızı, stresi, rafine olma çabasını düşününce burada çok farklı bir ortamla karşılaştığımızı söylemeliyim. İlk etapta buna çok şaşırıyorduk ama zamanla bir ortak frekans bulmayı başardık. Biz biraz buradaki sisteme yaklaşıyoruz, o da biraz bize yaklaşıyor. İlginç bir ara bulma süreci tecrübe ediyoruz.

Ezgi Tezcan: Türkiye’deki mimarlık ve tasarım ortamı size neler sunuyor, artıları ve eksileri neler? İçinde bulunup var ettiğimiz bu ortam sizin iş yapma biçimlerinizi nasıl etkiliyor?

Ayça Taylan: Genç nüfusun getirdiği dinamik bir ortam olduğunu düşünüyorum ben Türkiye’de. Bunun da hem artıları hem de eksileri var. Kalitesi tartışılır bir üretim hızı içindeyiz. Öte yandan, Avrupa ülkelerine kıyasla gençlerin daha fazla fırsat sahibi olduğunu düşünüyorum. Ne kadar Avrupa’dan dem vursak da, duruşunuz ve profesyonelliğiniz burada yaş bariyerini ilginç şekilde aşabiliyor, ya da bizim yaşadığımız biraz da böyle oldu. Şans da etkili tabi ki ama yurt dışında yaşayan akranlarımla karşılaştırdığımda daha talihli olduğumuzu düşünüyorum. Üstelik Türkiye’de iş yapmanın bir diğer olumlu tarafı da tüm zorluklara rağmen; ikna kabiliyetinize ve akılcıl önerilerinize bağlı olarak yeni fikirleri denemeye açık bir ortama sahip olmak. Sürreal gelebilir biraz kulağa, ama bizim iş yapma şeklimizde, işverenlerle ilişkilerimizde şu zamana kadar bu şekilde ilerledi. Umarım da böyle devam eder. Evet, biraz yap-boz gibi ilerliyor süreçler ancak gene de bu konuda hassas bir yaklaşımla çok fazla deneme yapma imkanı bulabiliyoruz diyebilirim.

Ezgi Tezcan: Tasarımlarınızda nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz, işleriniz üzerinden bunu açabilir misiniz?

Zeynep Şankaynağı: Mimarlık ve sanatın dokunabildiği her konu ilgimizi çekiyor. Bunu yakalabildiğimiz tüm alanlarda üretmeyi sevdiğimiz için çok farklı konular üzerinde çalışıyoruz. Şu anda Datça yarımadasında devam eden bir konut projemiz var. Yaklaşık 50 metrekare taban alanına sahip bir yapı bu. En doğru sonuca ulaşabilmek için önceliğimiz her zaman hacmi farklı biçimlerde nasıl ele alabileceğimizi irdelemek oluyor. Bu küçük alan için onlarca plan şeması geliştirmemiz sonucu ortaya çok verimli ve sıradışı bir iç mekan çıktı. Her projemizde olduğu gibi burada da tüm detayları en ince ayrıntısına kadar düşündük. Buna yine kimi mobilyalar da dahil. Özellikle küçük projelerde insanlar mekana nasıl açılım getirilebileceğini idrak edemeyebiliyorlar ancak mimarlık tam da burada devreye giriyor. Başkalarının düşünemediği şekilde düşünmek, ölçek gözetmeksizin fikir üretebilmek zaten yaptığımız iş.

Ayça Taylan: Gaziantep’te ofis binası, showroom projelerimizin son dokunuşlarını yapıyoruz bu sıralar. İstanbul’da bir marka için konsept mağaza, showroom çalışmalarımızı da yeni tamamladık. Yakın zaman sonra Almanya’da Yerce Mimarlık ile birlikte çalıştığımız bir projemiz daha gerçekleşecek. Bir fuarda, yaratıcı bir alan tasarımı gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz sene de benzer bir işimiz olmuştu, bu kez daha küçük bir alanda, kendimizi aşmak üzere, daha detaylı bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Ziyaretçilerin etkileşime geçeceği bir top oyunu kurguladık, heykelsi bir rota tasarladık ve toplar bu rotadan ilerleyerek nihayetinde soyut bir imge ortaya çıkardıkları deliklere ulaşıyor. Bir mimari proje kadar uğraştıran bir iş oldu bu bizi.

Ezgi Tezcan: Peki, gelecek için hayalleriniz neler?

Zeynep Şankaynağı: İleriki dönemde mimarlık heyecanımızı tetikleyen projelerle buluşmaya devam etmek istiyoruz. Ofis olarak eğilmek istediğimiz bir konu da ekolojik yapılar. Doğadan çıkan tasarımlar ilgimizi çekiyor. Sürdürülebilir bir mimari model oluşturma planımız var. Ekolojik mimarlığın yerele yayılması için doğru mimari sistemleri pratik etmek ve sunmak gerekiyor. Gelecekte bu konuda üretmeyi hedefliyoruz.

Ayça Taylan: Ayrıca sanat-mimarlık ara kesitinde yer alan çalışmaları önemsiyoruz, böyle işler üretmeye devam etmek istiyoruz. Bu çalışmaları yurtdışındaki mimarlık ve sanat mecralarında paylaşarak, daha çok kişiye ulaşmak hedefimiz.