Sosyal Medya

kasım/2019
/bülten

SÖYLEŞİ

Konuk Editör: Dürrin Süer ve Metin Kılıç

Kasım ayının konuk editörleri MartıD Mimarlık’ın ortakları Dürrin Süer ve Metin Kılıç: ilk ve son yaptıkları yapıları ve bu yapıların kariyerlerindeki yeri, tecrübeleri; kendilerini etkileyen Berlin, Venedik, Seattle gibi kentler ve içindeki yapılar; mesleki açıdan çarpıcı olan anılarından bahsetti.

İlk ve Son Yapıları

Metin Kılıç: İlk yapım, kendi ofisimi açtığım 1987 yılında Urla - İskele'de küçük bir parselde tasarladığım iki kat imarlı 100 m2 yapı alanı olan bir ev. Müşteri, SG Almanya'da işçi olarak çalışan biriydi. Birikimiyle aldığı bu arsa üzerine iki katlı ikiz bir ev yaparak birini satmak diğerinde ise eşi ve iki çocuğuyla yaşamak istiyordu. Satın aldığı arsanın buna uygun olduğu kendisine söylenmiş olmasına rağmen projeye başlamadan önce belediyeye imar durumu için başvurduğumuzda arsa üzerine iki katlı tek ev yapılabildiği öğrenilmişti. Bu bilgi üzerine SG projeyi yaptırmaktan vazgeçti.

Ancak ben ofisi yeni açmış, heyecanlı, istekli bir genç mimar olarak buraya mevcut koşullarda nasıl bir ev olabilir diye etüt etmeye başladım. Giriş kotundan itibaren bir merdiven etrafında 80 santimetrelik kot farklarıyla ve her kota bir mekanı yerleştirerek çok kotlu bir ev tasarladım. Daha sonra arsa sahiplerini ofise davet ederek tasarımımı anlattım. Çok beğendiler ve projeyi yaptırmaya karar verdiler. İki yıl içinde de inşaatını tamamlayarak evde yaşamaya başladılar. Hala önünden geçerken bakıyorum, artık onlar yaşamıyor ama ev fazla değişmeden duruyor. Ben ise bugün çok kotlu bir evin engellilerin veya yaşlıların kullanımını zorladığını düşünüyor, uygun olarak düzenlenmesini önemsiyor ve tasarımda engelli erişimini önemli bir kriter olarak alıyorum.

Dürrin Süer: Mimarlığı aktif olarak akademik ortamda sürdürdüğüm zamanlarda ofisteki işlere katkı koymak veya döner sermaye, yarışmalar aracılığıyla çeşitli projeler üretmiş olmakla birlikte, benim ilk yapım meslekte 22. yılımı tamamlamak üzereyken ürettiğimiz OİB Teknik Lisesi. Bir sosyal sorumluluk projesi olan bu yapının süreci bence kamu binalarının elde edilmesine ve hatta yarışmalar ortamına örnek olabilecek özellikleri taşıyor. Kurum, yirmi ekibi davet ettiği bir yarışma düzenledi, değerlendirme profesyoneller tarafından yapıldı, proje müelliflerinin kimlikleri açıktı, jüriye sunum yapıldı, yarışma süreci sonrasında katılan tüm projelerin yer aldığı bir sergi düzenlendi, kitapçık hazırlandı.

Hemen inşaat sürecine geçildi. Her aşamasında mimarların katılımı talep edildi, kontrollük verildi. İşveren, yüklenici ve müellifler sürekli irtibat içinde kalarak süreç yürütüldü. Tasarım ve yapım süreçlerinin her aşamasında yer almış olmak, bir yeri mekana dönüştürmek üzere verilen tüm kararların nasıl gerçekleştiğini görmek çok heyecan verici ve deneyim kazandırıcıydı. Benim için bu bina ile yaşanan süreç meslek pratiğindeki okulum oldu. İşverenin işin niteliğini belirleyen önemli aktörlerden biri olduğunu gösterdi bu yapı bana.

MartıD Mimarlık: Son işimiz ise yine bir eğitim yapısı olan İzmir Güzel Sanatlar Lisesi. İzmir'de tasarlamakta olduğumuz bu yapıyı da mimariyi önemseyen, mimara değer veren, işine sahip çıkan bürokrat(lar)ın varlığından ötürü yapabiliyoruz. Bütün yapılar önemli ancak eğitim yapılarının ayrıcalıklı bir yeri var sanki. Kendimizi tanımaya başladığımız, birey olma sürecini yaşadığımız dönemin mekanları okullar. Bu bağlamda, kültür mekan etkileşiminde, mekanın davranışlar üzerinde belirleyici etkisi olduğunu benimseyen bir yaklaşımla eğitim yapılarının tip projelerle, niteliksiz inşaatlarla değil, yer ve içeriğine özgü tasarlanarak, düzgün üretilerek elde edilmesini diliyoruz.

İlham Veren/Etkileyen Kentler ve Yapılar

Berlin (Dürrin Süer): Parkları, bahçeleri, temiz ve düzenli sokakları, trafikte yaya ve bisikletliye gösterilen özeni ile beni etkileyen Berlin'e ilk kez 1999 yılında gittim. Kenti ikiye ayıran duvarın yıkılmasının ardından, başkent olma hazırlıkları ve bütünleşme faaliyetleri içinde geçen on yıllık sürecin yansımalarının en yoğun olduğu bir dönemde. Bu nedenle, Reichstag Binasının Alman Meclisine dönüştürülmesinde, demokratik saydamlık, şehirle bütünleşme, doğu-batı ayırımının mekansal olarak aşılması gibi kavramlar çerçevesinde N. Foster tarafından tasarlanan cam kubbeyi, Almanların yahudi soykırımıyla yüzleşmesi sürecinde bir anlamda günah çıkartmalarının temsili olan D.Libeskind'in Yahudi Müzesini, ayrılmış bir kenti bütünleştirmeye çalışan bir şehircilik çalışması olarak Potsdamer Platzı ve burada yer alan A.İsozaki, R.Moneo, R.Rogers gibi izlediğim pek çok mimarın binalarını kentin yeni ev sahipleriyken görmek mümkün oldu.

Aslında Berlin kurulduğu dönemden beri farklı siyasal güçlerin ve olayların etkisinde kalmış, bu izleri taşıyan bir kent. Bu nedenle kentte bir mimar olarak gezmek, Prusya Krallığı dönemi saraylarından bahçelere, Schinkel'in Altes müzesine, endüstri devrimi sonrası örneklerinden Behrens'in AEG Fabrikasına, Uluslararası Yapı Sergisi kapsamında inşa edilen Gropius, Aalto, Niemeyer gibi isimlerin yapılarından, H.Scharoun'un Filarmoni binasına değen mimarlık tarihinde bir yolculuk hissi uyandırmıştır.

Seattle (Metin Kılıç): Bir kenti gezerken araç, yaya ulaşımının çözümü, sokak/yol yapı ilişkisinin kurulma biçimi öncelikli ilgimi çeker. Yaşam kalitesinin yüksek olduğu kentlerin yaya öncelikli kentler olduğunu düşünür, yayaların hareketlerinde engelleri kaldıracak planlama kararlarını kavramaya çalışır, detay çözümlerini incelerim. Mimar olduğum ilk yıllarda kısa bir süre ABD'nin kuzey batısındaki Seattle'da yaşama fırsatı buldum. Kentsel donatılarının iyi çözülmesi sebebiyle yaşam kalitesi en yüksek şehirler arasında gösterilen Seattle çok etkilendiğim şehirlerden birisi oldu.

Boeing fabrikası, bilgisayar yazılım teknolojisi öncülerinden Microsoft gibi şirketlerin varlığı şehrin ekonomisinde etkili bir güç olmuş. En çok ilgimi çeken ise yaya yollarının iyi düzenlenmesi ve yoğunluğun fazla olduğu kent merkezinde ulaşımın ücretsiz sağlanması gibi toplu taşımacılık ile ulaşım için üretilen idari çözümlerdi. Otuz yıl önce 3 milyon kişinin yaşadığı şehrin her noktasındaki duraklar, kaldırımlar, sokaklar tasarlanıp detaylandırılırken engelliler düşünülmüş, toplu taşımla ulaşımları sağlanabilmişti.

Venedik (Dürrin Süer): Venedik insan elinin, duygusunun, aklının yaptığı çeşit köprünün, lagün üzerindeki irili ufaklı pek çok adacığın birbirine bağladığı kent. Kanalların sınırlandırdığı bu adalar üzerinde birbirine omuz vererek yükselmiş ve ayakta kalmaya direnen yapı bloklarının arasındaki sokaklarda kıvrıla dolana kaybola gezinilen şehir... Bugün turizmin ağır baskısıyla tükenme sendromu sinyalleri verse de Venedik beni her gittiğimde neden etkiliyor?

Uçaktan indikten sonra binilen vapurettoyla yapılan kanal yolculuğu sonunda ulaşılan yerde yaşanan zaman kayması hissi mi? yaya olarak aşılan, taşıttan arınmış sokakların sessiz, dingin ruhu mu? Mimarlık, sanat bienallerinin, festivallerin coşkusu, akşam saatlerinde içilen aperativoların verdiği mutluluk mu? Ya da Carlo Scarpa'nın kompozisyondan detaya incelikli tasarlanmış yapıları ile kurulan yakın temas mı?

Kahire (Metin Kılıç): Mısır mimar olarak beni en çok etkileyen medeniyetlerden birisi olmuştur. Tanrı Ra’ya, yani Güneş'in doğuşunun doğumu, batışının ölümü simgelediği inanç sistemine göre planlanan kentlerde yaşamı temsil eden tapınak ve saraylar, coğrafyanın yaşam kaynağı kuzeyden güneye akan Nil nehrinin doğusunda, ölümü temsil eden anıt mezar ve piramitler ise nehrin batısında konumlandırılmıştır. İnanç sisteminin bir kenti yapılandırması, yönetici gücün yapıların anıtsallığında vücut bulması, bugüne ulaşan izlerin beş bin yıl önce inşa edilmesi gibi etkiler bir süre Mısır'ın ilgi odağımda yer almasına neden olmuştur. Mısır uygarlığının günümüz başkenti Kahire ise modern şehrin çözülememiş olumsuzluklarını, rüzgarla savrulan çöl kumunun kapladığı sarımsı örtüyle saklamak ister gibidir. Muhteşem Kahire Müzesi’nde ise bu etkileyici kültür mirasının izlerini sürmek mümkündür.

New York (Dürrin Süer): New York, yaklaşık otuz yıl önce yurtdışına çıktığımda gittiğim ilk şehir, dünya başkenti. Kurulduğu yarımada üzerinde kendini gösterme yarışıyla yükselen yapıları, ulaşım için örülen çok katlı yeraltı hayatı ile küresel dünyanın tüm izlerini taşıyan bu kent benim için ölçek kavramı ile yüzleştiğim bir yer olmuştur.

Brooklyn'den metro ile geldiğim Wall Street'te yeryüzüne çıktığım an başımın döndüğünü hissetmiş, insan ölçeğinin ne olduğunu çarpıcı biçimde öğrenmiştim.

Mesleki Bir Anı

Metin Kılıç: Mimarlık yaparken çeşitli mekansal ihtiyaçları karşılayacak işler yapıyoruz. Hastaları iyileştirmek için ihtiyaç duyulan sağlık yapılarını, çalışmak için ofisleri, özel hayat için evleri tasarlıyoruz. Tasarım yaparken önümüze çeşitli amaçlar koymakla birlikte esas motivasyon kullanıcının mutluluğu oluyor. İşte benim için de 1998 yılında projelendirdiğim Altınova sitesinde yaşayan bir meslektaşımın geri dönüşü çok değerli:

"Merhabalar Metin Bey, beş yıldır takdir ve beğeni ile yaşamakta olduğum Altınova Sitesi projeniz ile, bu güzelliği yaratmış olmanızdan dolayı sizleri kutlarım. Sağlıklı güzel günler dileklerimle. Mim. Osman Arsoy"