Sosyal Medya

ağustos/2019
/bülten

SÖYLEŞİ

Kültür Coğrafyasını Okumak

“Bu coğrafyada mimarlık yapmak için bazı konularda çok ciddi ısrar etmek, takip etmek ve yaptığın işe inanmak gerekiyor.” - Ömer Selçuk Baz

Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor’da Celal Abdi Güzer ile Yalın Mimarlık kurucusu Ömer Selçuk Baz, Türkiye coğrafyasında mimarlık yapma biçimlerinin sunduklarını ve potansiyellerini tartışıyor.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Türkiye’de mimarlık okuyorsun ama ardından Avusturya’da eğitim ve çalışma dönemin var. Hangisi senin mimarlığın üzerinde daha etkili oldu?

Ömer Selçuk Baz: Okullar mutlaka etkili oldu ama esasında mimarlığı icra ediş şeklime en büyük etkiyi Viyana’da çalıştığım ofis yapmıştır. Bazı okulların ciddi tansiyonları ve aromaları var, oradan geçmek insanı başka bir yöne evriltiyor, büküyor. Uludağ Üniversitesi’nin benim okuduğum zamanda ilginç bir enerjisi vardı. O zamanlar özel üniversiteler şimdiki gibi zirve yapmamışlardı. Özel sektörde el üstünde tutulan mimarlar bizim üniversitede ders verirlerdi. Mehmet Konuralp, Emre Arolat, Nevzat Sayın, Han Tümertekin, Murat Tabanlıoğlu, Şevki Pekin gibi isimler gelirdi. Nevzat Sayın, kütüphanede bire bir tashih verirdi, ben de birinci sınıfta yanına ilişir, izlerdim. Dolayısıyla o dönemin ciddi bir enerjisi vardı. Neslihan Dostoğlu amatör bir enerjiyle okulu yürütüyordu. Devlet üniversiteleri o dönemde dışarıdan mimarları stüdyoya, eğitim hayatının içine çekmeye çok da teşne değillerdi ama bizim okulda bu mümkün olmuştu. Dolayısıyla ben oradan çok şey öğrendim. Sonrasında Tabanlıoğlu Mimarlık’ta çok kısa bir süre çalıştım.

Benim Avusturya’ya gidiş hikayem Şevki Pekin’in bizim stüdyoya gelişiyle başladı ve bana dedi ki “Selçuk, benim Viyana’da bir arkadaşım var, onun ofisinde staj yapmak ister misin?” Ben ardından o ofiste staj yapmaya gittim, inanılmaz bir ortam. Viyana, mimarlığın çok üst düzeyde üretildiği bir yer. Sonrasında da aslında Atelier Stelzhammer’e çalışmaya gittim, okul değildi benim derdim. Orada mimari üretimin niteliğine bakınca eğitimdeki boşluğun da farkına varıyorsun. Çünkü eğitim, mimarlığı inşa etmek, yapı yapmak üzerine refleksleri geliştiren bir düzlemde yürümüyor. Öyle olmasını da beklemezsin aslında.

Celal Abdi Güzer: Türkiye için mi söylüyorsun?

Ömer Selçuk Baz: Evet Türkiye için söylüyorum. Oraya gidince ben kendimi ciddi anlamda eksik hissettim. Sonra da orada beş yıl süren, şimdi baktığımda da keşke daha uzun süre kalıp kendimi başka açılardan da geliştirseydim dediğim bir süreç yaşadım. Bir okul mu, o okul mu bilmiyorum ama meslek hayatına nasıl adım attığının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi ofisini açmak mı, gidip başka bir ofiste çalışmak mı, çalışmaksa nasıl bir konfigürasyonda çalışıyorsun? Ki benim çalıştığım ofis tek adam mimarlık icra eden, Bauhaus Ekolü’ne sırtını yaslamış afili bir ofisti ve yoğun olarak konut yapılıyordu. Bu da ilginç çünkü mimarlık hayatına başlıyorsun ve şöyle bir sahneyle karşı karşıyasın, orta sınıf bir avukatın tek evini yapıyorsun. Mimarlık eğitimi boyunca dediler ki bize “Mezun olacaksınız, bakmayın size müzeler, teknoloji merkezleri çizdiriyoruz ama konut yapacaksınız”. Benim konut yapmam 20 yıl sürdü, diplomamı aldıktan 20 yıl sonra bir tek ev projesi yapabildim.