Sosyal Medya

aralık/2018
/bülten

SÖYLEŞİ

Mimarlığın Ömrü Üzerine

“Her zaman tarihi kent merkezlerinde yer alan ve etrafı halihazırda çevrelenmiş proje alanlarında tasarlama şansımız olmuyor. Pek çok proje yeri aslında yeni ve sıfırdan üretilmiş yapılı çevreler ve yerleşimlerde oluyor. Bu yeni, çağdaş yerleşimlerde biz de kendimize şunu soruyoruz: Bu yapılar ne kadar süre var olacak?” - Sergei Tchoban

Sergei Tchoban, Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor’da Celal Abdi Güzer’in sorularını yanıtladı.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Esasen Rusya’dan geliyorsunuz ancak uzun bir süredir Almanya’da çalışıyorsunuz. Dolayısıyla bir taraftan Avrupalı bir mimarsınız bir taraftan da coğrafi farklılıklara hakimsiniz, zira dünyanın dört bir yanında çalışmalarınız var. Yakın zamanda European Prize for Architecture’ın sahibi oldunuz. İşlerinizi “modernist yapı yaklaşımının uluslararası düzeyde en ikonik, gizemli ve provokatif örnekleri olduğu gibi derinden sanatsallığı olan yapılar” olarak tariflemişler. Siz ne düşünüyorsunuz?

Sergei Tchoban: Diyebilirim ki, bu elbette benim için önemli bir ödül ve aldığım için son derece mutluyum. Çünkü Avrupa mimarlığını seviyorum; mimarlıkta Avrupa geleneğini de seviyorum. Bunu sadece Avrupa’nın bir kısmı üzerinden değil, dünyadan pek çok örneği de katarak düşünüyorum. Avrupa mimarlığının etkisini “mekanlar mimarlığı” olarak düşünülmesini de katıyorum. Petersburg’da doğdum, orada büyüdüm ve kentin de eski bir kesiminde okudum. Tarihi bir bölge değildi sonradan tekrarlanmış, katmanlanmış bir Avrupa kentine benzerdi. Ancak 18. yüzyılda ve çok kısa sürede kurulmuştu. Pek çok farklı kültürün karışımından oluşan, farklı örneklerin bir araya geldiği bir yerdi. Çok genç yaşlardan itibaren gerçek bir Avrupa kentinin ne olduğunu, katmanlarını, detaylarını, strüktürlerini, yüzeylerini yakından görebilmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Benim için mimarlıkta gerçekten değerli olan şeyler, aslında naçizane işlerimde bugüne dek yapmaya çalıştığım gibi, ikonik ve olağan arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışmak, bir mekanın diğerleriyle olan bağlantılarını, bu ilişkilerin nasıl tasarlanması gerektiğini ve tüm bu mekanların dışında kalan çevreyle nasıl ilişkilendiğini düşünmektir. Diyebilirim ki bunlar Avrupa mimari geleneğine özgü soru ve problemlerdir. Bu nedenle de Avrupa kültürüne adanmış bu ödüle layık görülmekten ötürü gerçekten onur duydum.

Celal Abdi Güzer: Ödülün gerekçeleri arasında mimarlığınızın provokatif olduğu da ifade ediliyor. Siz provokatif olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Sergei Tchoban: Ben hiç de öyle olduğumu sanmıyorum, hatta bence son derece olağan bir mimarlık benimki. Belki de mimarlık yapma biçimim, yüzeyde görünen haliyle, son derece çağdaş ya da rasyonel formlar olarak görünüyor olabilir. Aslında bir taraftan son derece karmaşık, hatta neredeyse süslü denebilecek strüktürler, dokular kullanarak da tasarlıyorum. Bu açıdan da yüzlerce yıllık bir geleneğe göndermelerde bulunuyor. Bu durum belki bugün için provokatif görünebilir, çünkü artık daha da derinde, modernizmin tek bir katmanına yerleşmiş durumdayız.

Modernizm pek çok açıdan ilginç yönlere de sahip tabi. Ancak çok zorlu noktaları da var. Yapılar gerçekten eskimiyor örneğin. İlginç bir şekilde, yeniler aslında ama bir süre sonra gittikçe fark edilmez oluyorlar, görüş alanınızdan çıkıyorlar. Otuz yıl içinde de yıkılıyorlar. Modern yapıların ömrü maalesef çok kısalmış durumda. Bunun üzerine ben de şunu düşünmeye başladım: Ne tür yapılar daha uzun ömürlü olabilir? Bugün pek çok yapının ömrü çok kısa, bu önceki yüzyıllarda olan bir şey değildi. Çünkü en küçük yapılar bile uzun ömürlü olması, daha uzun süre ayakta kalması için tasarlanırdı. Bugün yapıların son derece zayıf nitelikli cepheleri, hacimleri olduğu için genellikle gerçekten enteresan ve ikonik parçaları olan ama bütününde oldukça zayıf yapılı çevrelerle karşılaşıyoruz.

Yapıların arka planları için düşündüklerim, belli detaylar ve tasarımlarla bu kısımlarını, zaman içinde etrafını saran çevre için de ilginç kılmaya yönelik. Her zaman tarihi kent merkezlerinde yer alan ve etrafı halihazırda çevrelenmiş proje alanlarında tasarlama şansımız olmuyor. Pek çok proje yeri aslında yeni ve sıfırdan üretilmiş yapılı çevreler ve yerleşimlerde oluyor. Bu yeni, çağdaş yerleşimlerde biz de kendimize şunu soruyoruz: Ne kadar süre var olacak bu yapılar? Eğer yirminci yüzyılda üretilen çağdaş yerleşim yerlerine bakarsanız bu yerlerin aslında son derece kısa ömürlere sahip olduklarını görürsünüz. Elli altmış yıl sonra buralara giderseniz, ne çevreyi ne de mekanları çekici buluyorsunuz. Her ne kadar yeşil, açık alanlarıyla bu sağlanmaya çalışılsa da atmosferden etkilenmiyorsunuz. Yapıların yüzeylerinin olması gerektiği koşullarda eskimediğini görüyorsunuz.