Sosyal Medya

mayıs/2019
/bülten

SÖYLEŞİ

Mimarlığın Üçayağı

“Mimarlığı talep eden bir topluma sahip değiliz ama talep olduğunda bunu karşılayabilecek bir durumda olduğumuzu düşünüyorum.” -Metin Kılıç

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor'da bu ay Celal Abdi Güzer, M artı D Mimarlık kurucuları Dürrin Süer ve Metin Kılıç ile bir araya geldi. Süer ve Kılıç, İzmir'de sürdürdükleri pratikleri bağlamında, kentin imkanlarını ve yapılı çevrenin niteliğini değerlendirdiler.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Mimarlığın bence vazgeçilmez olan üçayağının üçünü de kapsayan bir ortaklık yapınız var. Bunlar akademi, inşaat ve tasarım. Bildiğim kadarıyla Metin inşaat ve kontrollük işlerini dahil ederek başladı, Dürrin de akademide uzun yıllar geçirdi ve hala eğitim ortamıyla dirsek temasını sürdürüyor. Bu, elbette projelere de yansıyor: Hem konsept açısından güçlü hem de incelmiş detayları olan, sonuna kadar düşünülmüş projeleriniz var. İzmir’in farkı nedir? Öyle başlayalım…

Metin Kılıç: İzmir’in farkı nedir, ne kadar ifade edebilirim bilmiyorum zira benim eğitim ve neredeyse tüm meslek hayatım İzmir’de geçti. Fakat, İzmir’de eskiden beri mimarlar uygulamanın içinde; daha çok kendi projelerini uygulayarak bunu gerçekleştiriyorlar. Ben de mezun olduğumda iki yıl kadar böyle bir firmada çalıştıktan sonra serbest çalışmaya başladım. Sonrasında kurduğum ofiste, bazı tasarımlarımızın uygulamasını isteyenler de oldu. O nedenle hep uygulamanın içinde oldum. Bu tasarımı nasıl etkiliyor emin değilim ama bazen yapım sürecindeki bilgiler tasarımı kısıtlarmış gibi düşünülebilir. Daha gerçekçi oluyoruz belki. Uygulayabileceklerimizi tasarlama eğiliminde olabiliyoruz, ama açıkçası çok da kısıtladığını düşünmüyorum.

Celal Abdi Güzer: Cehaletin verdiği cesaret olmuyor, yani. Gerçekçi olmamanın da güzel bir yanı var, evet.

Dürrin Süer: İzmir’ın farkını bilmiyorum ama bizim farkımız, senin de söz ettiğin gibi, Metin 1985’te, ben 1987’de mezun olduktan bugüne, geçen sürenin üçte ikisini bağımsız alanlarda sürdürmemiz: Metin daha uygulama ve tasarımın içindeyken benim de akademik dünyada olmam. Son on yılda ise bunun birlikte geçtiği bir süreç var. Onun tabi farklı etkileşimleri, olumlu yansımaları olduğunu düşünüyorum.

Celal Abdi Güzer: Akademiden ayrılma noktasına nasıl geldin, ikisinin beraber gidemediğini mi hissettin?

Dürrin Süer: Benim kişisel meslek hayatımda ikisi her zaman beraber oldu. Mezun olduğumuzda Metin ile ofisi birlikte kurmuştuk; ama yoğunlukları farklılaştı diyebilirim. Akademideyken daha tali ofis işleriyle haşır neşirdim, şimdi ise akademik çalışmalar biraz daha ikinci planda devam ediyor. Bunu birlikte sürdürenler de var, o da çok değerli ama ben bir şeylere daha ağırlıklı yoğunlaşmak istiyorum. Her şey bir arada olduğunda kendimi iyi hissetmiyorum belki. O yüzden böyle bir karar verdim. Akademideyken çok keyifli zamanlarım oldu ama bir dönem sonra bağımsız olma isteği, ofise gelen projelerin cazibesinin yüksek olması ilgimi çekti ve bu yönü ağırlıklı hale getirdik diyebilirim.