Sosyal Medya

ocak/2019
/bülten

  • İller Bankası Kamu Binaları Tasarımı Yarışması - Konya Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü Önerisi
  • İller Bankası Kamu Binaları Tasarımı Yarışması - Kayseri Hükümet Konağı Önerisi
  • İller Bankası Kamu Binaları Tasarımı Yarışması - Rize Ardeşen Belediyesi Önerisi
  • İSKİ Üsküdar Şube Müdürlüğü Binası
  • Merzifon İş ve Yaşam Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması Önerisi
  • TOKİ 7 İklim 7 Bölge - Kastamonu Örencik Yöresi
  • TOKİ 7 İklim 7 Bölge - Muş Kepenek Yöresi
  • TOKİ 7 İklim 7 Bölge - Hatay Dörtyol Yöresi
  • İller Bankası Mahalle Tasarımı Yarışması - Rize İli Önerisi
  • Bandırma Tasarım Parkı Uluslararası Mimari Yarışması
  • İzmir Ulaşım Entegrasyon Merkezi Ulusal Mimari Yarışması
  • Antalya Muratpaşa Belediyesi Türkan Şoray Kültür Merkezi
  • Antalya Muratpaşa Belediyesi Türkan Şoray Kültür Merkezi
  • Antalya Muratpaşa Belediyesi Türkan Şoray Kültür Merkezi
  • Suadiye Çelem Apartmanı
  • Suadiye Çelem Apartmanı
  • Hande Türkkan
  • Doğan Türkkan
SÖYLEŞİ

Mimarlığın Yeni Mecraları

NODE Architects kurucusu Doğan Türkkan, yarışmaları odağına alan pratiklerini ve bu pratiğin akademiyle kurduğu teması anlattı.

Ezgi Tezcan: NODE Architects’in kuruluş hikayesinden başlayalım. Bir ofis kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Ofisi şekillendiren dinamikler nelerdi?

Doğan Türkkan: Yaklaşık sekiz yıldır kendi işimizi yapıyoruz diyebilirim. Mezuniyetimden sonra iki yıl kadar başka bir ofiste çalışmıştım ve orada tanıştığım bir arkadaşımla birlikte ortak bir oluşum kurma macerasına giriştik. Potansiyel proje üretim sahası olarak da yarışmaları seçtik. Özellikle o günün şartlarında, programımız ne kadar müsaitse o kadar yarışmaya girdik, çoğu zaman da olumlu sonuçlar aldık. Yarışma tabi, biraz riskli de bir platform; bunu da değerlendirerek birtakım bölgelerde kentsel dönüşüm projeleri de yaptık. Ama ilk beş yıl boyunca yarışmalar, yoğunlaştığımız üretim alanıydı. Sonrasında üretim anlayışlarımız farklı olduğu için o zamanki ortağımla ofisleri ayırmaya karar verdik. Şimdi ben ve eşim devam ediyoruz. Yine yarışma odaklı çalışmaya gayret ediyoruz ve biraz daha farklı bir alan olarak, iç mekan projeleri de üretiyoruz. Prensip olarak hep akademiyle birlikte yürütmeye çalıştığımız bir yapılanmamız var. Bence akademi özelinde, akademisyenden bağımsız olarak öğrencilerin ilgi ve merak duydukları ofisler ve inceledikleri projeler nezdinde gelişen anlayışlar oluşuyor. Bu anlamda ben akademiyi de her zaman beslenebileceğimiz bir alan olarak gördüm. Mezun olduğum okulun bana sağladığı şartlar çerçevesinde de misafir öğretim üyesi olarak çalışma fırsatı buldum. Diyebilirim ki aslında ofisimiz aynı anda hem yarı zamanlı bir profesyonel çalışma ortamı hem de yarı zamanlı bir akademik ortam. Bu ikisi, pratikte çok ilişkili görünmese de aslında teorik olarak birbirini besleyen iki farklı platform.

Ezgi Tezcan: Sizin devam eden bir doktora çalışmanız da var. Dolayısıyla akademiyle olan bu dirsek teması, atölye yürütücülükleriyle birlikte iki yönlü sürüyor. Eğitim ortamı ile profesyonel yaşamın çoğu zaman birbirinden ayrı olduğu düşünülüyor aslında ama sizce bu iki kanal birbirine nasıl yansıyor?

Doğan Türkkan: Ben bugün Türkiye’de de yurtdışı literatüründe olduğu kadar ilgi çekici projeler olduğunu düşünüyorum her şeyden önce. Benim öğrenci olduğum zamana kıyasla, öğrencilerin bu projelere ve üretim safhalarına duyduğu merakı giderecek kaynaklara erişmeleri daha kolay. Bu bağlamda, üniversitelerde piyasaya yönelik giderek daha fazla merak oluştuğunu düşünüyorum. Bunun daha da fazla artması için kendi ölçeğinde farklılaşan projelerin cazibe yaratması gerek. Türkiye’de bu üretim süreçlerini görebiliyor muyuz dersek, nadir tabi ama yine de yok değil. Piyasanın bizlerden talep ettiği ile öğrencilerin mezun olduğu anda ürettiği şey birbirini tutmayabilir elbette ama mimarlık -akademiden bağımsız olarak- bitmeyen bir öğrenim döngüsü. O anlamda biz de bu mesleğe pratikte devam ettiğimiz müddetçe sürekli bir şeyler öğrenip, bir şeyler öğreteceğiz. Öte yandan akademi bunun en yoğunlaştığı alan olmasına rağmen bugün akademinin dışında TAK, Aura, Studio-X gibi birçok farklı platform da var. Mevcut oluşumun melez bir düzen içinde ilerlediğini düşünüyorum: Sadece akademi ve pratik olmak üzere iki uçlu bir düzen değil, bir ağlar örüntüsü. Biz bu örüntünün içinden geriye doğru baktığımızda çizgisel bir yörünge görsek de önümüzde bir sürü seçenek olduğunu ve bu seçeneklerin de bizi rahatlıkla doyurabileceğini düşünüyorum.

Ezgi Tezcan: Bu farklı seçeneklerin üretim biçimlerimizi de etkilediğini düşünüyorum. Ofis yapılanmaları da biraz daha esnek bir yapıya sahip; farklı birliktelikler kuruluyor; ekipler üretimin ölçeğine göre büyüyüp küçülüyor. Bu durumun disiplinlerarası bir karşılığı var mı?

Doğan Türkkan: Farklı tasarımcı aktörlerin bir araya gelip yarışmalara ortak bir ürün çıkarma gayretinde olduğu doğru. Fakat bu durum tam olarak disiplinlerarası mı, bence değil. Yarışma süreçleri oldukça kısıtlı; size verilen üç ay içinde bağlam oluşturmak, projelendirmeye geçmek ve onu kaliteli bir sunuma dönüştürmeniz gerek. Günümüzde, mimarlığın koşulları içinde de üç ayınızı tek bir yarışma için risk alarak geçiremiyorsunuz maalesef çünkü devam ettirmeniz gereken bir sistem var. Bu bağlamda, her ne kadar üç veya dört ay önceden yarışmalar ilan edilmiş olsa da ürünler son bir ayda -hatta bazı pratikleşmiş ekipler için iki haftalık sürede- ortaya çıkabiliyor. Birlikte çalışmak da bu süreci rahatlatabiliyor. Peki, farklı disiplinler bir araya gelip herhangi bir bağlam oluşturabiliyorlar mı diye soracak olursanız, bence çok da oluşturamıyorlar açıkçası. Tabi ki yarışmalarda farklı disiplinlerin katılımı isteniyor ama sürecin çok etkin işlediğini düşünmüyorum. Bu biraz da mimarı hala orkestra şefi olarak görmemiz sebebiyle oluyor. Mimari konsorsiyumlar oluşuyor ve bunların faydasını da görüyoruz. Bazen gerilim de yaratsa daha kaliteli bir ürün çıkmasına sebep oluyor mu, oluyor.

Ezgi Tezcan: Türkiye’de yarışmalar çoğunlukla kamu eliyle açılıyor. Sizin bu alanda elde ettiğiniz deneyimler piyasadaki diğer işverenlere de ulaşıyor mu? Buradan sağladığınız tanınırlıkla farklı dönüşler alabiliyor musunuz?

Doğan Türkkan: Tabi alınıyor ama yarışmada bir kamu projesi üzerinde çalıştığınız için öncelikli refleksiniz, kamu yararını gözeterek sosyal sürdürülebilirliğin ön planda olduğu, adı üzerinde bir kamu yapısı tasarlamak. Fakat özel teşebbüs söz konusu olduğunda yatırımcı aktör mimari tasarımı bir amaç değil, araç olarak görüyor. Tasarım odaklı yaklaşsanız dahi ister istemez proje maliyeti, malzeme ve süreç optimizasyonu gibi farklı girdiler oluşmaya başlıyor ve bunların her biri üzerinde durulması gerekiyor. Bu anlamda ben pratiğin yarışmalardan daha zor olduğunu düşünüyorum, çünkü yarışmalarda hakikaten buna benzer birtakım parametreleri sürece dahil etmeden bir tasarım ortaya koyuyorsunuz. Pratikte ise ilişkileri daha da derinleştirmeniz gerekebiliyor.

Ezgi Tezcan: Türkiye’deki mimarlık ortamı hakkında değerlendirmeleriniz neler peki, bu ortam sizin üretimlerinize ne katıyor? Ve buradan hareketle sizce mimarlık anlamında bizi nasıl bir gelecek bekliyor?

Doğan Türkkan: Aslında mimarlık camiasının kendi içine kapalı olduğunu düşünüyorum. Bu özellikle de yarışmacı mimarlar için geçerli; benzer parkurdaki yarışmacı ekiplerin kendi aralarında yarıştığına çok tanık oluyoruz. Ne yazık ki çok az sayıda yeni mezun katalizör niteliğinde olabilecek üretimler ortaya koyuyor ve direnç gösteremeyenler elendikten sonra çok daha az bir kısmı elek üzerinde kalıp üretime devam edebiliyor. En azından yarışma kültürü için böyle söyleyeceğim. Bunun da temel nedeni mimarlardan ziyade ülke genelinde açılan yarışmaların az olması. Özellikle seçim programları gibi mafsallarla ilgilendiğimiz için yıllık ortalama yarışma sayısını bile veremez olduk. Bu durumun da kısa vadede devam edeceğini düşünüyorum.
Pratik anlamda da manipülasyona dayalı veya değil -o kısmıyla da ilgilenmiyorum açıkçası- bir ekonomik kriz içindeyiz ve bundan en çok inşaat faaliyetleri etkileniyor. Bu anlamda ben yapı üretiminde nicelik olarak azalma yaşayacağımızı düşünüyorum. Diğer yandan da toplumda da yavaş yavaş mimari görgü oluşuyor ve yatırımcıların herhangi bir yerde nitelikli bir mimari ürün gördükten sonra mimari tasarımı talep etme anlamında herhangi bir çekincesi olmayacaktır. Tabi bu niceliksel azalmanın diğer bir getirisi de iç mekan ve restorasyon projelerine duyulan talep artışı olacak diye düşünüyorum. Takip ettiğim emlak sitelerinde, önceleri çöküntü bölgeleri diye nitelendirilen tarihi kent alanlarında yürütülen renovasyon projeleriyle emlak fiyatlarının yükseldiğini de görüyoruz. Artık özel teşebbüs etkinliğini Fikirtepe ya da Çekmeköy gibi uydu kentleşmeler yerine, tarihi kent merkezlerine yönlendirmiş durumda. Bu ne getirir, ne götürür derseniz ben özellikle kent planlama anlamında farklı disiplinlerle daha fazla işbirliği getireceğini düşünüyorum. Çünkü aksi durumda neler olduğunu hepimiz gördük. İstanbul başta olmak üzere birtakım şehirlerde kötü ve plansız yapılaşmaların getirdiği sorunlara şahit olduk.

Ezgi Tezcan: Konuşmanın başında değindiğiniz işlerinizi de bu bağlamda değerlendirebiliriz o halde. Bu konuyu biraz açar mısınız, ne tür üretimler gerçekleştiriyorsunuz?

Doğan Türkkan: Şu anda Çemberlitaş Hamamı’nın da içinde bulunduğu yapı adası içinde, yaklaşık 1.200 metrekare inşaat alanına sahip bir yığma yapı için renovasyon projelendirmesi üzerinde çalışıyoruz. Tabi bu çalışma kapsamında yalnızca belediye değil, Anıtlar Kurulu gibi mercilerden de onay ve izin almak durumundayız. İki paralel süreç ilerliyor: Birincisi, bir mimari tasarım oluşturmak; ikincisi de oluşturduğunuz tasarımın resmiyet kazanması için kurul onaylarından geçmek. Bu uzmanlık gerektiren bir süreç ve mimari tasarımcılar için de ilgi çekici. Özellikle de İstanbul gibi bir yerde, tarihi çevreye uyumlu ve aynı zamanda günümüzün mimari anlayışıyla şekillenen bir üretim yapmak iddialı. Bundan üstelik kamu da ciddi bir tasarruf sağlıyor. Özel teşebbüs de uzmanlaşıyor. Alışılageldik üretim süreçlerinden ziyade yapılı çevrede ve hatta tarihi niteliğine göre sınıflandırılmış eski eserlerde yeni mekan yaratma gayretine giriliyor.