Sosyal Medya

mart/2017
/bülten

SÖYLEŞİ

Nesilden Nesile Mimarlık

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor'un konuğu olan Hazan Mimarlık ortakları Yakup ve Tolga Hazan, iki nesli buluşturan ofis yapılanmalarını anlatıyor.

Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Daha önce eşleri ve ortakları ağırlamıştık programda ama ilk kez iki kuşak bir araya geliyor. Bu kez konuğumuz bir baba-oğul. Ailenin mesleğini devam ettirmede iki ayrı uç var: Bazıları beraber barışçıl bir şekilde çalışmaya devam ediyor, bazıları ise asla bir araya gelmiyor. Siz nasıl yürütüyorsunuz bu birlikteliği?

Yakup Hazan: Bizim birlikteliğimiz biraz daha atipik. Ben Tolga’nın mimar olmasını istemedim ve bunu kendisine de söyledim. Fakat Tolga ısrarla mimar olmak istedi ve bütün tercihlerini mimarlık bölümlerinden yana kullandı. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Sonra İngiltere’ye gidip Architectural Association School of Architecture (AA)’da tekrar lisans okudu, yüksek lisans yapmadı. AA’yı bitirdikten sonra Londra’da büro açtı, ben de burada kendi ofisimin başındaydım. Oradan Türkiye’ye gelip bir süre daha bağımsız devam etti ve ardından bir araya geldik. Birlikteliğimiz bu şekilde gelişti, yavaş yavaş birbirimize yaklaştık.

Celal Abdi Güzer: Çok da tasarlanmış bir birliktelik değil, öyle anlıyorum.

Tolga Hazan: Aslında çok doğal da bir süreç. Çocukluktan beri ofiste çalışmaları, en azından ister istemez fark ediyorsunuz, bir göz aşinalığı mutlaka oluyor. O dirsek teması, ben mimarlık okumaya başladıktan sonra daha sıkı bir hale gelmeye başladı. Dolayısıyla çok doğal bir süreç içinde aynı çatı altında buluştuk.

Celal Abdi Güzer: Bizde de benzer bir durum var, ben de öğreniyorum şimdi sizden bir yandan da.

Yakup Hazan: Gençlerin hem mimariye hem de serbest çalışmaya bakışı bizlerden daha başka oluyor. Bizler kendi zamanımıza ait şartları değerlendirdik ve kendimizi belli bir yere taşımaya çalıştık. “Sen genç birisin, haydi gel beraber ortak bir şeyler yapalım.” dediğinizde bu tutmuyor. Bir alışma sürecinin olması bence önemli ve ortakların, ister baba olsun ister bambaşka iki insan, mutlaka özgürlük alanlarının olması lazım. Her iki taraf da birbirine özgürlük alanı tanıdığı zaman problem daha kolay çözülüyor. Yoksa tabi ki tasarım yaparken çatışıyorsunuz, tabi ki ikimizin de çok farklı düşünceleri oluyor.

Celal Abdi Güzer: Çatışma noktaları oluyor ama o çatışma noktaları iki ihtimal doğuruyor: İşi besleyip iyi bir şeye dönüştürme ve işi çıkmaza sokma. Onu nasıl ele aldığınla da ilgili olarak değişiyor bu durum. Hakikaten yeni neslin işi çok zenginleştiren, zaman içinde alışageldiğin noktadan seni çıkaran alternatif bir bakışları var. Öbür tarafta ise bir tecrübe birikimi ve öngörüler var. O açıdan aslında çok hoş bir denge de kurulabilir.

Tolga Hazan: Bizim ciddi bir çatışma yaşadığımız pek olmadı aslına bakarsanız. Sizin de bahsettiğiniz gibi, farklılıkları tasarımı besleyecek şekilde dönüştürmeye çalıştık ve bir de aile olmanın getirdiği bir şans sanırım bu, çatışma çok büyüyemiyor. Eninde sonunda aile içindeki bireylerin oluşturduğu bir sistem olduğu için tasarımın düşünmediğimiz yönlerini bize gösterecek bünyede devam ediyor daha çok.