Sosyal Medya

temmuz/2016
/bülten

SÖYLEŞİ

Ortaklık Zemininde İlerlemek

GOA Mimarlık kurucusu Gülnar Ocakdan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide yurtdışı deneyimlerini, projelerini ve iş yapma biçimini konuştuk. Deneyim ve gözlemleri merkeze alan Ocakdan, mimarlık mesleğine ve eğitimine dair görüşlerini paylaştı.

Ezgi Tezcan: GOA Mimarlık’ın kuruluş hikayesinden başlayalım, nasıl ortaya çıktı ofis açma fikri, süreç nasıl ilerledi?

Gülnar Ocakdan: 2007 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum. Ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İç Mimari Tasarım programında yüksek lisansa başladım. Okulun ikinci döneminde Avrupa’daki anlaşmalı beş ülkeden birinde eğitime devam ediyorduk. Daha önce Erasmus programına da katılmıştım ama yurtdışında profesyonel hayatı deneyimlemek için bunu bir kilometre taşı olarak kullanmak istiyordum. Neticesinde Almanya’nın Stuttgart kentine gittim ve bir yandan okuyup bir yandan da ASP Architekten’de çalışmaya başladım. Okul devam ederken gelen tam zamanlı iş teklifiyle beraber, orada yaşamaya karar verdim. Bu süreçte büyük ölçekli uluslararası işler gerçekleştirdik. Çin, Almanya, Ukrayna, Türkiye gibi dünyanın pek çok farklı yerinde stadyum, spor kompleksi, otel, kentsel tasarım gibi birçok farklı ölçekteki projede görev aldım. Bu benim için kariyer anlamında iyi bir başlangıç oldu diyebilirim.

Aslında bu hedef Türkiye’ye dönme ve kendi ofisimi kurma amacıma hizmet ediyordu. Her zaman deneyimin çok önemli olduğuna inandım. Meslek hayatına sıfırdan atılmak yerine farklı alanlarda tecrübe edinerek ve gözlemleyerek başlangıç yapmayı tercih ettim. Üç seneyi Almanya’da geçirdikten sonra, Türkiye’ye dönme kararı aldım. Döndüğümde Türkiye’ye uyum sağlamak ve buradaki işleyişi de görmek için 2,5 sene kadar B-Design’da çalıştım. Özyeğin Üniversitesi’nin kampüsü başta olmak üzere birçok projede hem tasarımcı hem de proje koordinatörü olarak görev aldım. Yaklaşık 6 senelik bir birikimin ardından 2,5 sene önce de GOA Mimarlık’ı kurdum.

Ezgi Tezcan: İşlerinizden bahseder misiniz, projelerinizde ölçekler arası geçişi nasıl sağlıyorsunuz?

Gülnar Ocakdan: Bu zamana kadar içinde bulunduğum projeler üzerinde A’dan Z’ye çalıştık; tasarımından uygulamasına kadar iç mimari projesinin de dahil olduğu işlerin içinde yer aldım. Bu deneyim bana mimarlık hayatımda 360 derecelik bir bakış açısı ve esneklik kazandırdı. Bu yetkinlikler sayesinde küçükten büyüğe farklı ölçeklerde projeler yürütebiliyoruz ve ölçekler-arası projelerde hızlı bir şekilde geçiş yapabiliyoruz.

Şimdiye kadar hayata geçen önemli projelerimiz arasında Tago Mimarlık’ın mimari projesini yaptığı Babacan Yapı için gerçekleştirdiğimiz toplu konut iç mimari işleri, Bursa Bademli’de müstakil villa projesi, İstanbul Üniversite Hastanesi’nin Ortopedi Binasında bazı bölümlerin yenilenmesi, İstanbul Dental Enstitü, Medical Park Silivri Diş Kliniği, Bahçeşehir Gölbalık Restoranı ve Koop Mimarlık’la işbirliği gerçekleştirdiğimiz Akçakocabey Camisi gibi projeleri sayabilirim.

Bunun yanı sıra ulusal ve uluslararası yarışma projelerine katılıyoruz. Mimarlığın ve iç mimarlığın bir bütünün parçaları olduğuna inanıyorum. O yüzden ikisini ayrı ayrı ele almak yerine, mimarlık ölçeğinden iç mimarlığa ve iç mimarlık ölçeğinden mimarlığa bakmanın avantajını kullanabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ölçekler arası geçiş de aldığımız mimarlık eğitimini, araştırma süreçleri, deneyim ve farklı ekiplerle birlikte çalışma imkanlarıyla ele alınca sorunlar zorlanmadan çözülüyor.

Ezgi Tezcan: Peki nasıl bir iş modeli kurguladınız? Anladığım kadarıyla birtakım ortaklıklarla yürüttüğünüz projeler de var.

Gülnar Ocakdan: GOA Mimarlık olarak proje bazlı büyüyüp küçülen bir yapımız var, bunun yanı sıra ofis ortamımız da fiziki olarak kalabalık çünkü 4-5 ofis bir arada çalışıyoruz, bu da bize kolektif bir çalışma ortamı sağlıyor, içeriden ve dışardan proje ortaklıkları kurabiliyoruz. İstihdam sağlamak genç mimarlık ofisleri için başlangıçta çok kolay olmuyor. Proje bazlı ortaklıklar bu konuda daha verimli olabiliyor. Aynı zamanda farklı bakış açıları sağlaması açısından da avantajlı ve zengin bir ortam sunuyor. Çözüm odaklı bir yaklaşımla projenin kapsamına uygun modeller geliştiriyoruz diyebilirim.

Ezgi Tezcan: Genç mimarlar arasındaki networkü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yoğun bir etkileşim var mı aranızda bu yönde?

Gülnar Ocakdan: Günümüzde etkileşimin olmadığı bir çalışma ortamı düşünemiyorum. Sadece mimarlar arası değil, disiplinlerarası çalışmak ve bilgi alışverişini devamlı kılmak çok önemli. Diğer taraftan rekabetin yoğun olduğu bir sektörde olduğumuzu da kabul etmeliyiz. Genç mimarlar arasındaki networkün gelişmesinin pek çok farklı açıdan faydası var. Her şeyden önce haklarımızı korumak ve dayanışmak için bu birliktelik son derece önemli.

Başka bir açıdan da; herkesin geçmişten getirdiği farklı altyapıları ve o yönde oluşturduğu uzmanlıkları var, bu sayede mimarlar arasında kazan-kazan ilkesiyle birçok birlikteliğin kurulabileceğini düşünüyorum. Ama rekabet aynı kulvardaysa o ortaklıklar iyi yönetilemiyor ve maalesef çatlıyor ya da başarılı olamıyor.

Aslına bakarsanız mimarlık dışındaki sektörlerde de bu tip oluşumların hızla yayılmaya başladığını görüyorum ben. Çünkü istihdam artık pahalı bir hale geldi. Yılların tecrübesine sahip büyük firmalar dahi küçülüp disiplinler arası uygulamalara ya da freelancerlarla çalışmak gibi çözümlere yönelebiliyorlar. Farklı çalışma modelleri/prototipleri yaygınlaşmaya ve normalleşmeye başladı.

Ezgi Tezcan: Peki, uluslararası deneyimlerimiz doğrultusunda, buradaki mimarlık ve üretim ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu ortamda kendinize nasıl bir rol ve sorumluluk biçiyorsunuz genç bir mimar olarak?

Gülnar Ocakdan: Almanya benim meslek hayatıma ilk başladığım yer, o yüzden iyi bir altyapım olduğunu düşünüyorum. Almanya ve Türkiye arasında tabii ki majör farklılıklar var. Almanya’daki projelerde hız ve süre birinci öncelik olmuyor, onun yerine projenin araştırma, tasarlama ve planlama süreleri daha uzun ve öncelikli. Sonuç değil süreç odaklı bir yaklaşım var. Bu çalışma biçimi Türkiye’nin normlarıyla çok örtüşmüyor, benim şahsi görüşüm bu yaklaşımın uzun vadede işveren, kent ve kullanıcı için daha fazla katma değer yarattığı yönünde.

Planlayarak daha uzun vadede, daha sistemli ve daha sürdürülebilir projeler üretmenin doğurduğu nitelikli sonuçları görüyoruz dünyanın pek çok yerinde. Almanya’da çerçevesi tanımlı bir düzen var ve bu bence müşteri adına da mimar adına da daha başarılı sonuçlar getiriyor. Bu bağlamda Türkiye’ye döndüğüm ilk zamanlarda uyum sağlamakta biraz zorlandım fakat bu iki kültürün getirdiği zenginlikleri sentezleyebilmenin de bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Bu kazanımların bana burada da getirileri oldu. Orada özellikle stadyum ve spor kompleksleri üzerine edindiğim tecrübeler, burada Özyeğin Üniversitesi’nin spor kompleksini tasarlama fırsatını sağladı. Ayrıca bu proje Arkiparc ve International Property Awards’da ödül de aldı.

Genç bir mimar olarak da hem bizden sonra gelecek nesle hem de topluma karşı sorumluluk taşıyoruz. Ben açıkçası ilkelerinden ödün vermeden sağlam zeminde ilerlemenin Türkiye’nin zorlu şartlarında zaten büyük bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Çünkü sistem sizi çok fazla eğip bükerek kendi şekline sokmaya çalışıyor. Ben iş hayatımda prensip olarak nicelikten çok niteliğe önem veriyorum. Bu görüşle Türkiye’de çok hızlı ilerlemek mümkün olmuyor belki ama bu da bir sorumluluk diye düşünüyorum. Mesleki tatmin ve günün sonunda sadece tek bir aktöre değil birden fazla aktöre (kentli, kullanıcı, yatırımcı, mimar vs.) katma değer sağlayan işler yapabilmek benim önceliklerimi ve iş yapış felsefemi tarif ediyor.

Ezgi Tezcan: Profesyonel olarak ofis dışında nelerle ilgileniyorsunuz?

Gülnar Ocakdan: Pratik hayatın dışında bir taraftan da Özyeğin Üniversitesi’nde proje dersleri veriyorum. İkisinin birbirini beslediğini düşünüyorum: Hem kendimi mesleki anlamda güncelliyorum hem de birikimlerimi yeni gelen jenerasyona aktarabiliyorum. Bu döngü birbirini aktive ediyor.

Ezgi Tezcan: Öğrencilerinize mimarlıkla ilgili nasıl yönlendirmelerde bulunuyorsunuz?

Gülnar Ocakdan: Mimarlık eğitiminin hap bir eğitim olduğunu ve bununla yetinmenin mümkün olmadığını söylüyorum ben öğrencilerime. Mimarlık, mezun olduktan sonra 5-10 senesi algılamakla, deneyimlemekle, hatta yanılmakla geçen bir pratik. Ne istediğinizi bulmak için uzun bir yoldan geçmeniz gerekiyor. Üstelik mimarlık eğitimi çok hızlı evriliyor. Teknoloji ve kullandığımız araçlar hızla gelişiyor ve varlığınızı sürdürebilmeniz için bu değişimi takip etmek gerekiyor. Artık deneyimlemenin çok önemli olduğu bir zamandayız; her şeyin birbirine eklemlenebildiği, dönüşebildiği bir dönem.

Bütün bunların dışında geleneksel olarak gezmenin, görmenin mimarlığa çok önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Mimarlığın değişkenliğine ve hızına ayak uydurabilmek için sadece Avrupa’yı, Amerika’yı görmek yetmez. Küçük bir köyü görmek de mimarlık mesleği için çok önemli bir bilgi kaynağı ve ilham olabilir.