Sosyal Medya

mart/2019
/bülten

  • Akhisar Eski Belediye Meydanı ve Çevresi Ulusal Mimarlık ve Kentsel Tasarım Fikir Yarışması
  • Akhisar Eski Belediye Meydanı ve Çevresi Ulusal Mimarlık ve Kentsel Tasarım Fikir Yarışması
  • Akhisar Eski Belediye Meydanı ve Çevresi Ulusal Mimarlık ve Kentsel Tasarım Fikir Yarışması
  • Avvlu
  • Avvlu
  • Avvlu
  • Avvlu
  • Avvlu
  • Bi Küçük Meyhane
  • Expo 2016 Antalya Expo Kulesi Mimari Proje Yarışması
  • Karaburun Evi
  • Karaburun Evi
  • Karaburun Evi
  • Karaburun Evi
  • Karaburun Evi
  • Tetris Kule
  • Tetris Kule
  • Tetris Kule
SÖYLEŞİ

Özgür Düşünceler Etrafında

İzmirli mimarlık pratiği Ofisvesaire’nin farklı ölçeklerden beslenen pratiklerini ve akademiyle kurdukları ilişkiyi kurucuları Melis Varkal ve Mustafa Gökhan Çelikağ ile konuştuk.

Ezgi Tezcan: Ofisvesaire'nin kuruluş öyküsüyle başlayalım. Nasıl bir araya geldiniz ve ofis hangi dinamikler etrafında şekillendi?

Mustafa Gökhan Çelikağ: Ofisvesaire oldukça organik bir şekilde bir araya geldi diyebiliriz aslında. İkimizin bu ofise varış senaryoları birbirinden çok farklı. Ben kendi sürecimi aktarayım: İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 2004 yılında mezun olduktan sonra bir sene kadar İstanbul'da bir mimarlık ofisinde çalıştım. Bu sırada, kariyerime büyük ölçüde yön veren proje yapım ve yönetimi üzerine yüksek lisans çalışmama da başlamıştım. Daha sonra 8 yıl boyunca TAV Havalimanları firmasında ulusal ve uluslararası projelerde çalışma imkanım oldu. Özellikle yurt dışında çalışma tecrübesi edinmek bana önemli faydalar sağladı. Mesleki pratikte proje yönetimi süreçlerine odaklanabildim. İzmir'e 2013 senesinde döndüğümde hep hayalim olan kendi mimarlık pratiğimi oluşturmak, aklımın bir kenarındaydı. Ama o aralar Melis ile yollarımız henüz kesişmemişti. Ta ki bir gün yurt dışında bir havalimanı projesinin yapı kabuğu danışmanlığı işini alana kadar.

Melis Varkal: Benim açımdan bir araya gelişimizi ilginç ve heyecan verici kılan sanırım Gökhan'ın başta bahsettiği farklılıklar. Benim hikayem ise şöyle: 2007 senesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra bir sene Barselona ELISAVA Tasarım Okulu bünyesinde, İspanya'daki mevcut sosyal konutların sürdürülebilirlik parametreleriyle dönüştürülmeleri üzerine farklı projelerde çalıştım. Mimarlık pratiğinde olmak aklımdaydı, o nedenle Türkiye'ye döner dönmez İstanbul'da çalışmalarını çok beğendiğim Norm Mimarlık’ta çalışmaya başladım. Akademiyle bağım ise güçlüydü. Okumayı; okuduklarım, dinlediklerim ve izlediklerim üzerine düşünüp yazmayı hep sevdim. Bu nedenle İstanbul'da bir süre çalıştıktan sonra yüksek lisans için Hollanda'ya gittim. Katılımcı süreçler üzerine gerçekleştirdiğim bu çalışma beni şu anda kurucu ortağı olduğum Urban Tank'e doğru sürükledi.

Gökhan beni söz ettiği havalimanı danışmanlık projesiyle alakalı olarak aradığında olası bir işbirliği için hayatımda hiç duymadığım kısaltmalarla dolu şartname ve projeleri nasıl okuyacağıma dair heyecana kapıldım. Ancak sanırım ikimizin de paylaşmayı ve anlatmayı sever yapımız sayesinde kendimi bir anda yepyeni bir alanda çalışırken buldum.

Mustafa Gökhan Çelikağ: O kadar keyifli bir işbirliğiydi ki, bu işten sonra bir baktık ki her işte “ne diyorsun, birlikte yapar mıyız?” der olmuşuz. Ofisvesaire'nin organik oluşumu derken kast ettiğim buydu. Yani bir ofis kurup birlikte üretmeyi denemedik, tam tersine keyif aldığımız ortaklık bizi bir çatı altında topladı.

Ezgi Tezcan: Lisans eğitimi sonrası farklı alanlarda yaptığınız çalışmalar ve deneyimleriniz bugün işlerinizde nasıl karşılık buluyor? Farklı ölçeklerde çalışma ve katılımcılık süreçleri bağlamında neler birikiyor?

Mustafa Gökhan Çelikağ: Açıkçası lisans eğitimimiz sonrasındaki mesleki tecrübelerimiz, bizlerin profesyonel hayatta bugün bulunduğumuz noktayı her anlamda tanımlıyor. Tasarım yaklaşımımızdan, genel mimarlık anlayışımıza kadar birçok konuda şekillenmemizi sağlıyor. Mesela ben havalimanı projelerinde tasarım ofisi ve uygulamada uzun süre rol almış bir mimar olarak işin yapısal tarafı ile daha çok ilgilenmiş ve bu noktada uygulamayı ön planda tutan bir yapıya bürünmüştüm. Bürünmüştüm diyorum çünkü bundan biraz da Melis sayesinde son dönemde sıyrıldım. Uygulamayı düşünmek ve uygulanabilirliğe odaklanmak her ne kadar işin gerçekleştirilebilmesi anlamında çok değerli olsa da, bazen sizi yaratıcılık konusunda sınırlıyor. İyi tasarımcılar bulundukları dönemin olmazlarını uygulanır hale getiren, bu bağlamda yapım teknik ve yöntemlerini de fikirleriyle geliştiren kişilerdir hep. O yüzden Melis'in eldeki imkanları zorlayan, alışılmışın dışında, daha yaratıcı şeyler yapma konusundaki iştahı benim de son yıllarda mimari yaklaşımlarımı şüphesiz etkilemiştir.

Melis Varkal: Konuya ölçek açısından eğilecek olursak, farklı boyutlu projelerde çalışmış olmamız da bizlere çok ciddi faydalar sağladı. Her bir yapı ölçeğinin farklı incelikleri, süreç ve yöntemleri var. Mesleki pratiğimiz süresince farklı ölçeklerde çalışmış olmamız, bugün çok farklı ölçeklerde çalışabilmemizi ve birinden diğerine geçerken hızlı adapte olabilmemizi sağlıyor. Bu deneyimler sayesinde, küçük bir dairenin iç mimari tasarımından, yüz küsur hektarlık bir kentsel tasarıma veya bir kanopinin uygulama detayının hazırlanmasından, bir terminal binası yapı kabuğu danışmanlığına kadar farklı ölçekteki tasarım başlıkları konusunda rahatlıkla çalışabiliyoruz. Bütün bu ölçeklerin kesiştiği nokta ise bu projelerin hazırlanmasında ortaya koyduğumuz kolektif çalışma bilinci ve oluşturduğumuz standartlar. Bu konuda Gökhan'ın katkısı çok değerli oldu. Ofiste ciddi bir çalışma sistemi kurdu, bu da kuşkusuz onun önceki çalışma deneyimlerinden kaynaklı. En küçük ölçekli işte bile havalimanı tasarlarmışçasına bir çizim disiplinini ön planda tutuyoruz. Bizimle çalışan arkadaşlara da bu bilinci aktarmaya çalışarak öncelikle ofiste sürekli kendisini geliştiren bir stüdyo ortamı yaratmak istiyoruz.

Ezgi Tezcan: Yurtdışı deneyimleriniz doğrultusunda Türkiye'de mimarlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Daha nitelikli yapılı çevreler için neye ihtiyacımız var?

Melis Varkal: Türkiye'de mimarlığın etki alanının sınırlandırılmasının, parsel özelinde yapı yapmakla yetinmek zorunda kalmamızın mesleğin altını boşalttığını düşünüyorum. Çevresiyle nasıl ilişki kuracağı neredeyse tamamen otoritelerce karar verilmiş bir çalışma ortamında, mimarlığın artık sosyal bir olgu olduğunu söylemek güç.

Öte yandan her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşabildiğimiz bu çağda, bize sunulan bilgi ve görseller doğrultusunda mimarlığın mekan niteliğinden çok, iki boyutlu görsellere indirgendiğini de görüyoruz. Mimari tasarımı cephe tasarımı üzerinden değerlendirdiğimiz onlarca yapı var, bunların birçoğunda plan çözümleri ve cephe tasarımları ayrı gruplar tarafından yapılıyor. Bu durumun ülkede kabul görmesi ise meslek adına inanılmaz üzücü.

Mustafa Gökhan Çelikağ: Mimarlık ortamı ne yazık ki güncel imar ve yapılaşma yaklaşımımızın bir sonucu olarak ranta teslim olmuş durumda. Bu noktada da mimari tasarımlar, niteliklerinden çok nicelikleri, üretilen alan veya kat adetleri ile değerlendirilir durumdalar. Genel değerlendirme ölçütünün salt aritmetik olduğu bir noktada doğru bir mimarlık ortamı kurulduğunu söylemek tabi ki pek mümkün olmuyor. Yurt dışında, nitelikli yapılı çevreler ve bunların oluşumuna imkan veren mimarlık ortamları, bizdekinin aksine işin niceliğinden çok niteliğine odaklanan bir yaklaşımın sonucunda ortaya çıkıyor.

Ezgi Tezcan: Mimarlık ofisleri arasında, sizin de deneyimlediğiniz gibi, akademide rol almak oldukça yaygın bir pratik. Bunun eğitim ortamına ve profesyonel yaşama ne gibi etkileri var sizce?

Melis Varkal: Akademi, günün koşuşturmacasında bizi yavaşlatarak mesleki pratiğimiz üzerine düşünmemize fırsat veren bir platform sunuyor bize. Zaman yönetimi açısından profesyonel yaşamımızı zorladığını söyleyebilirim. Ancak akademinin zihninizde olan ve çok nadir dile getirme fırsatı bulduğunuz soruları onlarca açık zihinle tartışma imkanı yaratması bizim için artık vazgeçilmez oldu. Bu durum karşılıklı ve sürekli öğrenmeyi getiriyor.

Mustafa Gökhan Çelikağ: Ben de akademik ortamda masanın her iki tarafının da süreçten son derece olumlu etkilendiğini, öğretenin de öğrenenden çok şeyler edindiğini düşünüyorum. Mimari tasarım stüdyolarında, gerçek hayata kıyasla tasarım kısıtlarının çok daha az olduğu daha özgür bir mimari tasarım ortamında, öğrencilerle tartışırken yeni şeyler keşfediyor ve bu ortamdan şüphesiz bizler de besleniyoruz. Öğrencilerle bir şeyler paylaşabiliyor olmak başlı başına bir mutlulukken, özgür bir tasarım ortamı içinde bulunmak da yaratıcılığımızı adeta tazeliyor.

Ezgi Tezcan: Ofisiniz İzmir'de bulunuyor, İzmir mimarlık anlamında ne gibi imkanlara ve potansiyellere sahip?

Melis Varkal: İzmir çok ilginç bir yer, özellikle de benim gibi sonradan taşındıysanız. Mimarlık pratiği anlamında ciddi bir kapalı kutu bence. Ancak kentin ölçeği size farklı çalışma alanları sunuyor. Ofisvesaire'yi araştırma projeleri, söyleşiler ve atölyeler ile sürekli bir öğrenme alanı olacak şekilde kurguluyoruz. Bunda akademiyle bağımızın da katkısı büyük ama İzmir'in de bize bu hareket alanını sağlaması çok değerli. Son dönemde kentin yaratıcı endüstrilerden ciddi bir göç alması da yeni potansiyeller doğuruyor tabi ki. Bu durum yakın zamanda kentteki dengeleri değiştirecektir.

Mustafa Gökhan Çelikağ: Bana sorarsanız kaliteli mimari tasarımların kaynağı olan yaratıcılık, özgür ve rahat düşünebilme imkanınızla ve bu imkanı sağlayabileceğiniz ortamlarda bulunmanızla doğrudan ilişkili. Açıkçası İzmir ülkemizde rahatlık ve huzurun sembolü gibi oldu. Bu bağlamda, bizlerin, çalışma arkadaşlarımızın ve hatta birlikte hareket ettiğimiz bütün paydaşlarımızın İzmir'in bize sunmuş olduğu rahat atmosferden beslendiğini ve doğru sonuçlara daha kısa sürede ulaştığımızı düşünüyorum. İnsan odaklı bir üretim anlayışının mimari tasarım için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan da tipik bir İzmirli gibi bir yandan çalışırken bir yandan da hayatın tadını çıkarabilmek gündelik bir eylem bizim için. Tabi ki mimarlar olarak bizim de yoğun ve tempolu dönemlerimiz oluyor, fakat işimizi yaparken hayatı hiç ıskalamıyoruz bu şehirde. Bu yaklaşımla keyifli bir çalışma ortamı yaratmayı hedefliyoruz. Ofisteki herkesin yüzünün gülmesi, enerjilerinin yüksek olup, işlerinden keyif almaları da İzmir'in bize sunduğu yaşamın bir sonucu kısacası.