Sosyal Medya

mart/2019
/bülten

REFERANS

Troya’nın Son Katmanı

Troya Medeniyeti’nin tarihi değerlerini yaşatmak üzere tasarlanan müze projesinin tasarım sürecini ve bu müzenin geleceğe bırakacağı mirası, mimarı Ömer Selçuk Baz ile konuştuk.

Ezgi Tezcan: Troya Müzesi ulusal mimari tasarım yarışmasıyla elde edilen bir proje oldu, yarışma sürecinden ve ana tasarım kararlarınızdan bahseder misiniz?

Ömer Selçuk Baz: Projelendirme sürecinden çok önce, Troya’nın 1998’de Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmesi akabinde, kaçırılan eserlerin buraya dönmesi ve tekrar yerinde sergilenebilmesi için bir müze ihtiyacının doğması, hikayenin mesnetini oluşturuyor. Buradaki arkeolojik alanın kazı başkanlığını yürüten Manfred Korfmann’ın, bir müze sayesinde bunun için ciddi bir fırsat yaratılacağı fikrini ortaya atmasıyla bu müzenin gerçekleşmesi mümkün olabiliyor. Bu konu farklı politik ortamlarda tartışılıyor. Nihayetinde Troya Müzesi Ulusal Mimari Proje Yarışması, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2011 yılında açılıyor. Bu yarışmaya 132 proje katıldı ve 2012 yılında biz proje çalışmalarına başladık. 2013’ün ortalarında inşaat başladı. Aşağı yukarı beş yıl içinde, yaklaşık yedi yüz kişilik bir inşaat ekibinin çalışmasıyla müze tamamlandı ve geçtiğimiz Eylül ayında da ziyarete açıldı. Toplam 11.500 m² alanda, farklı dönemlere ait yaklaşık 6000 eser sergileniyor.

Projeye başladığımızda ilk düşüncemiz şu oldu: Neredeyse hiç görünmeyecek bir bina yapabilir miyiz? Ama belki biz de çok hazır değildik buna ve sonra dedik ki, görünmez bir bina yapmayalım ama görünen parçasının, salt yapı olmanın ötesinde bir anlamı olabilsin. Bu fikir de, yeryüzünde göstereceğimiz parça sadece buradaki eserlere ev sahipliği yapacak sergi mekanı olsun, geri kalan bütün destek işlevleri bir peyzajın altında kamufle olsun şeklinde gelişti. O peyzaj da yakın çevrede var olan bitki türlerini içeren ve kırsaldaki tüm bu ekili biçili alanların geometrisinden türeyen bir peyzaj olsun istedik. Yapının, doğal bir dokunun içinden yükselen, anlam dünyasında da daha soyut duran; herhangi bir imgeye veya bildiğimiz bir nesneye referans vermeyecek kadar da anonim ve geride durabilecek bir etkisi olsun. Genel fikir buydu.

Ezgi Tezcan: Müzeyi Troya’nın dokuz tarihsel katmanına eklenen onuncu katmanı olarak gördüğünüzü ifade ettiniz. Tasarım bu katmanlarla nasıl ilişkileniyor? Mekan kurgusunda neler belirleyici oldu?

Ömer Selçuk Baz: Bu çok alışılmış bir söylem olabilir ama bir tür zamanda yolculuk olarak tarif edilebilir bu kurgu. Sizi bir nişangah gibi Troya’nın atmosferinin içine çeken bir düzenekle başlıyor. Ama tabi ki şunu kabul etmek gerekiyor, bu bir müze, yeni bir yapı, kurmaca bir dünya. Eserlerin gerçek bağlamı değil. Biz orada bir sahne üretiyoruz ve bir anlatı üzerinden onları tekrar sunuyoruz. Bu kurgu da rampayla, tarihte geriye doğru inmekle başlıyor. Ziyaretçiler bu rampanın sonunda müzenin destekleyici işlevleriyle buluşuyor. Şematik olarak son derece net ve basit bir planı var, gezdikten sonra mimar olmasanız dahi rahatlıkla çizebilirsiniz. Sergileme yapısı da yine rampalarla dolaştığınız ve her katında farklı parçalarına ulaştığınız bir dünyayı size sunuyor.

Ezgi Tezcan: Malzemelerin zamanla değişecek olması, ahşap yüzeylerin beton kalıp izlerini takip etmesi gibi ilişkiler kuruyorsunuz. Kullandığınız tüm malzemeler arasındaki sürekliliği de sağlayan bu iletişim bilinçli bir tercih miydi?

Ömer Selçuk Baz: Yarışmada ilk kararlardan biri buydu, dedik ki altı tane ana malzeme kullanacağız ve bunun dışında başka bir malzeme olmayacak. Alçıpan ya da taş kaplama gibi indirgenmiş yapı malzemelerini hiç kullanmayacağız. Bir gün gelip bu yapıya müdahale ederlerse kırdıkları yüzeyin arkasında başka bir şeye ulaşamayacaklar. Brüt betonun yanı sıra gazbeton paneller var. Bunlar dokuz metrelik tek parça halinde getirilip birbirine bağlandılar. Asma tavanlar var, masifler. Yerde 12 cm kalınlığında beton kullanıldı. Hatta bir yerde çatladı, fakat bu yapının doğası içinde kabullenildi. Yapım sistemi zaten, böylesi bir seçimdi.

Ezgi Tezcan: Kalebodur ile bu projede nasıl bir işbirliğiniz oldu?

Ömer Selçuk Baz: Çanakkale tabi, Kale’nin kalesi. Dolayısıyla ıslak hacimlerdeki bütün seçimler için sponsor oldu Kale. Seramik ürünler ve vitrifiyeyi tedarik etti, getirdi ve montajını üstlendi. Biz zaten renk skalası, seramik ebatları gibi kararlar verilmişti, Kale de kamusal bir yapıda hangi ürünlerinin daha avantajlı olacağı konusunda bize destek verdi.

  1. Proje Adı: Troya Müzesi
  2. Proje Yeri: Tevfikiye Köyü, Çanakkale
  3. Proje Tipi: Kültür yapısı
    4. İşveren: Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı
  4. Proje Ekibi: Ömer Selçuk Baz, Okan Bal, Ozan Elter, Ece Özdür, Ege Battal, Cihan Poçan, Tuğgen Kukul, Firdevs Ermiş, Pelin Yıldız
  5. Sergi İçeriğivVe Tasarımı: Deniz Ünsal, Lebriz Atan, Burçin Akcan, Cristina Rizzello
  6. Proje Tarihi: 2011
  7. İnşaat Tarihi: 2013-2018
  8. Arsa Alanı: 110.000 m²
  9. İnşaat Alanı: 11.000 m²
  10. Danışman: Rüstem Aslan
  11. Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik
  12. Elektrik Projesi: FDC Mühendislik
  13. Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik
  14. Peyzaj Projesi: Cemal Omak, Tülay Tosun
  15. Aydınlatma Projesi: ALD Aydınlatma
  16. Fotoğraflar: Murat Germen