Sosyal Medya

şubat/2018
/bülten

SÖYLEŞİ

Üretimde Demokratikleşme

Dodofis kurucuları Burcu Kırcan Doğan ve Fırat Doğan ile Türkiye’de mimarlık yarışmalarının durumunu, mimarlık ofislerine kattıklarını ve mesleğin geleceğine dair görüşlerini konuştuk.

Ezgi Tezcan: Dodofis’in yarışmalarla ilerleyen süreci ile başlayalım. Ağırlıklı olarak yarışmalara dayanan bir hikayesi var ofisin, buradan hareketle Dodofis’in yapısı nasıl şekillendi?

Burcu Kırcan Doğan: Aslında ofis kurma fikri ile çıkmamıştık yola, bu biraz kendiliğinden gelişti. Ben ODTÜ mezunuyum, Fırat da İTÜ’den mezun. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ofis yapısına çok benzer bir mantıkla kurulmuş yüksek lisans programında eğitimimize devam ediyorduk. O sürede de birlikte yarışma projeleri çizmeye ve dışarıdan işler almaya başladık.

Fırat Doğan: İTÜ’de de aktif bir yarışma ortamı vardı; arkadaşlarla bir araya gelip yarışmalara proje çiziyorduk. Daha sonra daha profesyonel yarışmalara odaklanmaya başladık. Ama yarışmalar vesilesiyle ofis açmak gibi bir niyetimiz yoktu. Sadece düzenli olarak yarışma yapmaya çalıştık; tipolojisini beğendiğimiz ya da daha önce denemediğimiz programlarla açılan yarışmalara girmeye özen gösteriyorduk ki farklı konularda tecrübe edinelim. Projelerin uygulanma ihtimali de gün geçtikçe kriterlerimiz arasına girdi. Yarışma projelerini zevk alarak da yaptığımız için, seviyoruz. Daha önce çalıştığımız ofislerde elde ettiğimiz deneyimi de kullanıyoruz.

Burcu Kırcan Doğan: Doğrudan piyasadan gelemeyecek, belediye binası gibi projeleri de yarışmalar sayesinde deneyimliyorsunuz; yavaş yavaş o tipolojiye hakim olmaya başlıyorsunuz ve uygulama imkanına sahip olabiliyorsunuz. Bu, piyasa koşullarını göz önüne aldığınızda bu yaşlarda kolay elde edilemeyecek bir imkan.

Ezgi Tezcan: Yarışmaların genç mimarlar açısından piyasada tutunmak için önemli bir kanal olduğu bir gerçek. Peki yarışmalar ve piyasada yapılan işler nasıl ayrışıyor ya da birbirini nasıl besliyor?

Fırat Doğan: Başka ofislerde uzun süre belli sorumluluklar alarak çalıştık ve bana kalırsa ofislerde gördüğümüz süreçle, piyasada yaptığımız işler ve yarışmalar birbirini destekliyor. Tek başına yarışmaya odaklanmak da doğru değil bizce, sadece temin yöntemiyle iş almak da. Temin yöntemiyle iş aldığınızda maliyet kalemi, süre ön plana çıkarken yarışmalarda tasarım anlamında biraz daha serbestsiniz; mimari fikirlerin üzerine gidip çok daha özgün tasarımlar ortaya çıkarabilirsiniz örneğin. Ama piyasaya yapılan işleri de “terbiye olmak” gibi görüyorum; işverenler konuyla ilgili tecrübeleri ile bizlerin göremediği şeyleri görebiliyorlar ya da yapıyla ilgili geribildirimlere bizlerden daha kolay erişebiliyorlar. Onlardan bunları öğrenerek de yarışmalara yönelik daha uygulanabilir projeler ortaya koymaya başlıyorsunuz.

Burcu Kırcan Doğan: Yarışma projeniz ile birincilik alırsanız ve uygulanma kararı çıkarsa, projenin fikrinizi koruyabileceğiniz biçimde uygulanması lazım, bunu öngörebilmek önemli. Piyasa elde edilen deneyim yarışmalarda yoğunlaştığımız fikirleri bu şekilde besliyor.

Ezgi Tezcan: Yarışmalarla ilgili karşılaştığınız ya da etkisi altında kaldığınız koşullar neler peki, yarışma süreçlerinde nelerle mücadele etmek zorunda kalıyor ofisler?

Fırat Doğan: Piyasada çok fazla üretim var, inşaat sektörü ülke ekonomisi için önemli bir yer tutuyor. Tüm bunların içinde yarışmaların az yer teşkil etmesi bir sorun. Çünkü yarışma, proje elde etmek için herkesin fikrini söyleyebildiği demokratik bir yöntem. Ama bunun cazip olmamasının aktörler açısından karşılıklı sebepleri var. Daha önce yarışmalarda karşılaştık: Uygulanamayacak projeler fikri ön plana çıkarılarak seçildi ve sonra tabi ki uygulanamadı. Başarıyla uygulanan her yarışma yeni yarışmaların açılmasına vesile oluyorsa, uygulanamayan her yarışma da yenilerine ket vuruyor, işveren motivasyonunu düşürüyor.

Bence yarışma açılırken jürinin ve yarışmayı açan kurulun, ne istedikleri konusunda çok iyi mutabakat sağlamış olmaları lazım. Sivil toplum örgütlerinin ve Mimarlar Odası’nın da bu konuda daha aktif rol oynaması şart. İşverenler de bilmiyor çünkü yarışma açsalar ne olur, süreç ne şekilde ilerler, proje seçilse ne yapmaları gerek…

Öte yandan ulusal yarışmalar kadar davetli ve ön seçimli yarışmaların da önemli olduğunu düşünüyorum. Her konunun kendi dinamiği neyi gerektiriyorsa o yöntemi tercih etmek gerekiyor. Bu anlamda direkt temin de bir yöntem. Kent merkezinde kamusallığı ve arazi değeri yüksek alanlar için yarışma açılmasını, çeşitli fikirlerin değerlendirilmesi açısından önemli buluyorum, büyüklük bu anlamda tek kıstas olmamalı ama çeperde okul yapılacaksa örneğin hızlı bir şekilde direkt temin edilebilir. Mimarlar olarak belli estetik değerleri ön plana çıkaracak projeler yapma gayretindeyiz ama süre ve maliyet de önemli.

Burada, kamu sektörünün yarışma açması gerektiğinden söz ediyoruz sürekli ama Almanya’da örneğin özel sektör de yarışma açıyor. Bu alanda biriken çok büyük bir sermaye var, rekabet arttıkça tasarıma da daha fazla pay ayrılıyor. Birçok firma Türkiye’de dünyaca ünlü yabancı mimarlara iş veriyor. Peki bu neden herkese açık yarışmalarla yapılmıyor? Bence yapılabilmeli.

Ezgi Tezcan: Mimarlık kültürünün toplumsal anlamda gelişmişliği ve mimarlık bilincinin yayılması da yarışmalara talep oluşmasında etkili sanıyorum. Başarılı örnekler çoğaldıkça bu konudaki talep de artacaktır.

Fırat Doğan: Tabi ki. Belki eskiden Türkiye’de bu kadar çok proje yapılmıyordu ama üretim arttıkça üretim kanalları da demokratikleşti. Genç mimarların bugün yapabildikleri işleri eskiden sayılı ofisler yapabiliyordu yalnızca. Teknolojinin de gelişmesiyle küçük ekiplerle büyük işler ortaya çıkabiliyor; bu mimari alandaki bir gelişme ama aynı zamanda karşı taraf da kendini geliştirdi. Artık işverenler dijital ortamlardan mimari alandaki uluslararası gelişmeleri çok rahat takip edebiliyor, taleplerini bunlara göre zenginleştirebiliyorlar.

Burcu Kırcan Doğan: Eskiden mimarlığın belli bir kesime hitap ettiği yönünde bir algı vardı, daha tam aşmış da değiliz ama sosyal medyanın bu konuda çok faydası olduğuna inanıyorum. İnsan bilmediği bir şeyi talep edemez ama iyi örneklere ulaşmak çok daha kolay artık. İyi tasarımlara duyulan ihtiyaç ve talep giderek yükselecektir bu sayede.

Ezgi Tezcan: Yarışmaların önemli bir kazanımı olan görünürlük, mimarlık dünyasının dışına uzanarak işverenlerle kurulan iletişime de yansıyor mu?

Burcu Kırcan Doğan: Yarışma projelerinde elde edilmiş başarının referans olduğu bir gerçek ama piyasada süreklilik için en önemli şey, hayata geçmiş bir projenizin olması. İşverenin esas güvenini sağlayan, projelerinizi doğru ve tasarıma uygun bir şekilde tamamlamış olmanız.

Fırat Doğan: Mimarlığı değerlendirmek için iyi fikir ve konsept üretiminin yanı sıra projenin uygulanması, uygulamadan sonra kullanıcıların olumlu geri dönüşleri, işletme maliyetleri gibi pek çok ölçüt var. Yarışmalar bu noktada kendi isminizle görünür hale gelmeniz açısından önemli.

Ezgi Tezcan: Tasarımlarınızda özellikle ön planda tuttuğunuz, farklılaşan yaklaşımlarınız neler?

Fırat Doğan: Yarışmalarda gördüğümüz olumsuz bir şey, kimi zaman başarılı fikirlerin replikalarının çokça üretilmesi oluyor. Durum bu olunca da o iyi fikirler içi boş imajlara dönüşmeye başlıyor. Son yıllarda birbirini taklit eden cephe karakterleri, meydan oryantasyonları, belli şemalar görür olduk. Kazananın yolundan gitmenin başarı getirdiği algısı var gençler arasında. Biz buna kapılmamaya çalışıyoruz öncelikle. Arazinin, konunun, programın verilerini okuyup bizi ne ifade eder, oradan yola çıkıyoruz. Mimari, bir objeden farklı bir şey; yaşam senaryosunu kurguluyorsunuz hepsinden önce.

Ezgi Tezcan: Türkiye’deki mimarlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz peki; piyasada ve yarışmalarda elde ettiğiniz deneyime referansla, sizce bizi mimarlık anlamında nasıl bir gelecek bekliyor?

Burcu Kırcan Doğan: Biraz zor bir gelecek bekliyor. Bunun nedeni de yetişen mimarların nicelik olarak çok, nitelik olaraksa zayıf geliyor oluşu. Sayı arttıkça, projeci mantığıyla imza üzerinden üretim yapılmaya başlanıyor. Örneğin şu anda kentsel dönüşüm süreci var ve bu mimarlık anlamında büyük bir potansiyel demek. Ama üretilenlerin ne kadarı mimari birikime ne kadar katkı sağlıyor buna bakmak lazım.

Fırat Doğan: Üretim potansiyeli arttıkça bu işe yalnızca kar amacıyla ya da ticari kaygılarla girenlerin sayısı da artıyor. Sonuçta Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi düzeni hakim ve bu mimarlık için de geçerli. Dolayısıyla bu koşullar altında biz kötü yapılarla sürekli karşılaşmaya devam edeceğiz. Üzerine düşünülmesi gereken, iyi yapıların bunların arasından nasıl sıyrılacağı. İyi mimarların bu ülkede alanlarına yönelik her türlü üretimin içinde yer almaları ve iyi örnekleri ortaya çıkarması gerektiğini düşünüyorum. “Ben bunu reddediyorum,” demek sadece kötü olanın meşrulaştırılmasına neden oluyor.

Burcu Kırcan Doğan: Evet, neyi yaptığınız değil de nasıl yaptığınız önemli.

Sitemizde sunulan özelliklerin ve sitenin işleyişi için bazı çerezlerin kullanılması teknik olarak zorunludur. Diğer bazı çerezler de sitemizi geliştirmek ve bizim tarafımızdan veya yetkili hizmet sağlayıcılarımız tarafından size ilgi alanınıza göre reklamların sunulması amacıyla kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Politikası metnini inceleyebilirsiniz.

×